Adalet İçin

Adalet İçin
Adalet İçin
      Baş Yazı - Adalet İçin - Muhammed Mübarek Elhüseyni
(Makaleyi dinlemek için oynatma tuşuna tıklayın)

Cenab-ı Mevlâ müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurmuştur:
“Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Heva ve hevese uyma, sonra bu seni Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.” (Sâd, 26)

Hayrı ve şerri yaratmış ve bizi imtihan etmek üzere dünyaya belli bir vakit için göndermiş olan Yüce Rabbimiz, her daim hayır üzere olmamızı emretmiştir. Ayrıca insanoğluna, yeryüzünde adaleti tesis etmeyi, zulümden sakınmayı ve O’nun emrettiği üzere yaşamayı emretmiştir. Ayet-i kerimede mealen şöyle buyurmuştur:
“Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehy ederler. İşlerin sonu Allah’a varır.” (Hac, 41)

“Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.”

Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur:
“Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobandır ve güttüğü sürüden sorumludur.” (Buhârî; Müslim)

Bu hadis-i şerifi büyük alimlerimizden İmam Kastalânî rh.a. şöyle açıklamıştır:
“Yönetici, idare ettiği kişilerde kanunları adil bir şekilde uygulamakla sorumludur. Erkek, ailesinin nafakasını, giyimini, geçimini sağlamakla; kadın, kocasının hayatını güzelce düzenlemekle, malını gözetmekle, çocuklarını korumakla, misafirlerine iyi davranmakla ve kendi nefsini haramlardan sakınmakla görevlidir. Evlat da babasının malını korumalı, maslahatını gözetmelidir. Bu hadis-i şerifte önce genel bir ifade kullanılmıştır. ‘Her biriniz çobansınız ve her biriniz elinin altındakinden sorumludur.’ denilmiştir. Daha sonra erkek, kadın ve hizmetçi yönünden ifade özelleştirilerek açıklanmıştır. Sonra, ifadeyi güçlendirmek için, tekrar genel ifade kullanılmıştır. Bu şekilde başta ve sonda genel bir ifade tercih edilmiş ve herkes uyarılmıştır.” (İrşâdu’s-Sârî)

Şüphesiz asırlar boyu İslâm dünyası bu genel bakış ve ıslah ruhu ile eman yurdu, herkes için güvenilir bir sığınak olmuştur. Yukarıdaki hadis-i şerif üzerine fikirlerini beyan eden bir diğer alimimiz de, “Sahih-i Buharî” açıklayıcılarından olan İmam Askalânî rh.a.’dir. O, hadis-i şerifteki “râî: çoban” kelimesi üzerinde durmuş ve bu yönden açıklamayı tercih etmiştir. Der ki: “Hadis-i şerifdeki ‘raî’ kelimesi ‘koruyan, kendisine güvenilen, sorumluluğu altındakinin iyiliği gözeten’ kişidir.”

Yine büyük alimlerimizden Hattâbî rh.a. de bu hadis-i şerifdeki yönetici ile ilgili şunları söylemiştir: “Yöneticinin çobanlığı, kanunları uygulamak ve hüküm verirken adalete riayet etmek suretiyle dinî esasları korumaktır.”

“Güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.”

Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. peygamber olarak gönderilişini, “Güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” diyerek açıklamıştır. O’nun sözlerini bu pencereden bakarak anlamaya çalıştığımızda, hayatımızın bütününü kuşatan ve bizlere yol gösteren işaretler olduğunu anlarız. Nitekim İmam Tîbî rh.a. şöyle buyurur:
“Bu hadis-i şeriften anlıyoruz ki, çoban kendi şahsından dolayı tutulmaz; mal sahibinin korunmasını istediği şeylerin muhafazası için tutulur. Öyle ise din hükümlerini koyan Allah Tealâ’nın müsaade ettiği şeyler dışında tasarrufta bulunulmamalıdır. Bu hadis-i şerif, konusunda çok tatlı, böylesine genelleyici, böylesine ifade güzelliğine ulaşmış bir başka örneği olmayacak mükemmellikte bir temsildir.”

Evliyaullahtan Necmeddin Dâye k.s. şöyle buyurmuştur:
“Bir yönetici çoban gibidir. Halk da ona emanet edilmiş gibidir. Nasıl ki çoban kendisine emanet edilen sürüsünü kurttan korursa, yönetici de kurdun şerrini def eder. Nasıl ki çoban bazı boynuzlu koçlara karşı boynuzsuz olanı muhafaza ederse, yöneticinin de halkın zayıf olanını güçlü olana karşı muhafaza etmesi lazımdır.”

Tarih boyunca müslümanların devlete ve halka bakışı böyle olmuş, İslâm memleketleri bu güzel anlayışla bezenmiştir. Nitekim Bedreddin ibn Cemaa rh.a. şöyle buyurmuştur:
“Dini koruyacak, müslümanların işlerini idare edecek, aşırı gidenlere engel olacak, mazlumları zalimlerin elinden kurtaracak, hakları yerli yerince kullanacak bir imamın/yöneticinin tayin edilmesi gereklidir. İmamın tayini sayesinde memleketin salâhı ve kulların emniyeti gerçekleşir, fesadın kökü kurutulur. Çünkü mahlukatın ahvali ancak onları idare edecek ve onları korumakla meşgul olacak bir sultanın varlığı ile salâh bulur.” (Tahrirü’l-Ahkâm fî Tedbîri Ehli’l-İslâm)

Ebu Bekir Turtuşî rh.a. de “… eğer Allah’ın insanlardan bir kısmının kötülüğü diğerleriyle savması olmasaydı, elbette yeryüzü altüst olurdu …” (Bakara, 251) ayet-i kerimesini şöyle açıklamıştır:
“Eğer Allah Tealâ, güçlüye karşı zayıfı müdafaa edecek, mazlumu zalimin elinden kurtaracak yöneticiyi yeryüzünde ikame etmeseydi, insanlar birbirlerine düşerlerdi. Bu sebeple Allah Tealâ idareciyi ikame etmek suretiyle kullarını emin kıldı.”

Hz. Ali r.a. şöyle buyurmuştur: “Adil idarecinin bereketli yağmurdan daha hayırlıdır.”
İmam Ahmed b. Hanbel rh.a.’in de şöyle dediği rivayet edilir:
“Eğer kabul edileceğini bildiğim bir duam olsaydı, hükümdara dua ederdim. Çünkü onun salâh bulması, memleketlerin ve kulların salâh bulması demektir. onun bozuk olması ise memleket ve kulların bozuk olması anlamına gelir.”

Dinin koruyucuları yöneticilerdir. Dini muhafaza edecek insanlar ise alimlerdir.

Yine devlet yönetimi ile ilgili eserinde İbn Cemaa rh.a. devletin idaresinin yönetici kadar alimlere de bağlı olduğunu şöyle anlatmıştır:
“Dinimiz, Rasulullah s.a.v.’in getirdiği ve belirlediği, insanların tabi olarak korumalarını emrettiği nizamdır. Dayanağı vahiy olduğundan Allah Tealâ’ya giden en doğru yoldur. İyiliklerin tamamı ona tabi olmakta, kötülüğün tamamı ise onu terk etmekte yatar.
Allah Tealâ, dinin direğini ayakta tutacak koruyucuları ve unsurlarını muhafaza edecek insanları var etmiştir. Dinin koruyucuları yöneticilerdir. Dini muhafaza edecek insanlar ise alimlerdir. Dinin taşıyıcılığını yapan, onun muhafaza ve nakli ile meşgul olan alimler, helal haram ve hükümler konusunda başvuru mercii konumundadırlar. Alimlerin bazıları yargı sorumluluğunu üstlenebilecek vasıftadırlar. Diğer bazı alimler fetva verir, yeni ortaya çıkan hadiselere çözüm bulur. Diğer bazıları hisbe ile, yani marufu emir ve münkerden alıkoymakla meşgul olur. Bazıları da insanları bilgilendirme ve eğitim işi ile ilgilenir. Vakıfların ve yetim mallarının sorumluluğunu üstlenirler. Hepsinin sahip olması gereken şartlar ise, asla terk etmeyecekleri adalet ve onsuz yapamayacakları kifayet, yani gerekli şartları taşımak, yeterliliktir.”

Müslüman yöneticinin her daim dikkat edeceği husus, müslümanların üstünlüğünü, izzetini koruyacak çalışmalar yapmasıdır. Yine İbn Cemaa şöyle buyuruyor:
“Ordu komutanı düşmanın pusularına karşı uyanık olmalı, hilelerinden kaçınmalıdır. Askerinin hakkını, dinlenme ve istirahatini sağlamalıdır. Gerekli önlemleri alarak yöneticiliği ve refakatçiliğini güzel bir şekilde ifa etmelidir.
Düşmanını -zelil bir durumda olsa bile- küçümsememeli, yenilmiş de olsa ona karşı tedbiri elden bırakmamalıdır. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: ‘İnsanlara karşı her daim uyanık bulunmak basiretli bir davranıştır.”

Cenab-ı Mevlâ bizleri her türlü düşmanın şerrinden muhafaza buyursun, adaleti ikame etmek isteyen idarecilerimizin iki cihanda yardımcısı olsun.
Tevfik ve inayetiyle…

Muhammed Mübarek Elhüseyni