Bilim ve Ahlâk

Başlıktaki “bilim” kelimesini görünce büyük ihtimalle zihinlerimize hemen Batı geldi. “Ahlâk” dediğimizde ise İslâm belirdi. Tabii ya, birçoğumuza göre bilim çağdaştır, iyidir, şıktır, modadır. Ahlâk ise eskidir, köhnedir, demodedir.

200 yıldır “Batı İslâm’ı yendi” cümlesini bıkmadan usanmadan, nesilden nesile aktarıyoruz. İlimde, sanatta, siyasette, ticarette, sporda, düşüncede ne söylenirse söylensin, ne yapılırsa yapılsın bu kompleks sürekli işliyor. Üstelik her şeyi Batı’ya bakarak yapmaya çalışanlar iflâh da olmuyor. Aksine, zihnimiz, gönlümüz, idrakimiz körleşiyor.
Ahlâksız bir alan var mı?

İslâm geleneğinde her ilim, aynı zamanda bir ahlâk alanıdır. Hatta her meslek de öyledir. Çünkü neyin ne olduğunu bilen kişi, neyin ne olması gerektiğini de bilir. Bilmekle de kalamaz. Bilen, aynı zamanda kılan, kıldığıyla da olan kişidir. O yüzden gerçek bilenler adam olanlardır. En çok hürmete lâyık olanlar da işte bunlardır. Âlimler ve ârifler insan gibi insan, adam gibi adamdır. Bilmek ve kılmak arasında, kılmak ve olmak arasında mesafe yoktur, olmaması gerekir. Çünkü hakkıyla bilen, Allah’ın ve Habibi’nin ahlâkına yakın demektir.

Atilla Pamirli’nin hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Ocak 2017 sayısında.