Fetihlerin Fethi Mekke

1 Ocak 630
Allah Tealâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:
“Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi. Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter.” (Fetih, 26-27)

Efendimiz s.a.v. Medine’de bir rüya görmüştü. Ashabıyla birlikte Mekke’ye gidiyor, saçlarını kestirip Kâbe’yi tavaf ediyordu. Rüyasını ashabına anlattığında Medine’de büyük bir sevinç yaşandı. Çünkü müminler yıllardır Mekke’ye gidemiyor, Beytullah’ı tavaf edemiyor, oradan ayrılmak zorunda kalan muhacirler de vatan hasreti çekiyordu.

Rasulullah s.a.v. Kâbe’yi ziyaret etmek isteyenlerin hazırlanmasını emretti. Mekkeli müşrikler Efendimiz s.a.v.’in kararını öğrenince müslümanların Mekke’ye girmesine izin vermemeyi kararlaştırdılar. Bunun üzerine Efendimiz s.a.v.  kan dökülmemesi için Mekkelilerin bu tavrına karşılık, onların teklif ettiği bir anlaşmayı kabul etti. Hudeybiye Antlaşması yapıldı.

“Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik.”

Hudeybiye, ilk bakışta müslümanlar aleyhine ağır şartlar taşıyan bir antlaşmaydı. Bu şartlardan biri de müslümanların içinde bulundukları yılda Mekke’ye giremeyecek olmasıydı. Rasulullah s.a.v., sahabilerine geri dönme emrini verdi. Ancak inen şu ayet-i kerime, ileride Mekke’nin muhakkak fethedileceği müjdesini vermişti: “Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik.” (Fetih, 1)

Hudeybiye Antlaşması’ndaki tarafların birbirine karşı saldırmazlık şartı sayesinde İslâm her geçen gün büyümeye başladı. Müşrikler ise İslâm’ın bütün Arabistan’a yayılmasından rahatsız oluyorlardı. Bu yüzden Huzâa kabilesine saldırarak birçok müslümanı şehit ettiler. Bunun üzerine Hudeybiye Antlaşması iki taraflı olarak feshedildi.

Efendimiz s.a.v. fethin kan dökülmeden gerçekleşmesi için Mekke seferini gizli tuttu. Nihayet hicretin sekizinci yılı Ramazan ayının başında 10 bin kişilik İslâm ordusu Medine’den hareket etti. Efendimiz s.a.v. ordusuna; “Size karşı konulmadıkça, size saldırılmadıkça, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz, hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz.” emrini verdi.

“Yine de ki: Hak geldi, bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.” (İsrâ, 80)

İkrime bin Ebu Cehil önderliğindeki küçük bir saldırı hariç, herhangi bir direnişle karşılaşmadan Mekke’ye girildi. Şehre girerken Allah Rasulü s.a.v. Fetih Suresi’ni okuyordu.
Mekke’ye adım atılınca Efendimiz s.a.v. doğruca Mescid-i Haram’a girdi. Hacerü’l-Esved’i selamladı. Sonra Kâbe’yi tavaf etti. Kâbe’nin içinde ve etrafında üç yüz altmış put bulunuyordu. Elindeki yay ile bunlara dokunup şöyle diyordu: “Yine de ki: Hak geldi, bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.” (İsrâ, 80)

Herkes Kâbe’nin avlusunda toplanmış ve Efendimiz s.a.v.’in bundan sonra nasıl davranacağını merak ediyordu. O Kâbe’den çıktı ve insanlara şöyle seslendi:
“Ey Kureyş topluluğu! Muhakkak ki Allah, cahiliye gururunu, cahiliye atalarıyla övünüp büyüklenmeyi kaldırmıştır. Bütün insanlar Âdem’dendir, Âdem de topraktan yaratılmıştır! ‘Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız, en çok sakınanınızdır. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.’” (Hucurat, 13)

Sonra şöyle buyurdu:
– Ey Kureyş topluluğu! Şimdi hakkınızda ne yapacağımı düşünüyorsunuz?
Kureyşliler utançtan başları öne düşmüş vaziyette şu cevabı verdiler:
– Sen soylu bir babanın oğlu, asil bir kimsesin. Senden hayır umarız.
Hz. Peygamber s.a.v.  şöyle karşılık verdi:
– Ben size Hz. Yusuf’un kardeşlerine dediğini söyleyeceğim: “Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yoktur.” (Yusuf, 92). Gidin, serbestsiniz!
İşte bu genel aftan sonra kadın erkek birçok kimse Rasulullah s.a.v.’e biat etti. Böylece Fethü’l-Fütuh (fetihlerin fethi) tamamlanmış oldu.