İstitâ’at (Güç Yetirme)

İnsanların aldıkları ve verdikleri nefesler, bakışları ve hareketleri Allah Tealâ’nın kendilerinde meydana getirdiği (hâdis/sonradan olan) bir kuvvet ve onlar için yarattığı bir istitâ’at (güç) sayesinde olmaktadır.

Bu istitâ’at insan fiiliyle beraber bulunur, önce veya sonra bulunmaz. İnsan fiili bu istitâ’atla meydana gelir.

Durum böyle olmasaydı, Allah Tealâ’nın sıfatı (olan kudret) ile insanların diledikleri şeyi yapmaları ve istedikleri gibi hükmetmeleri gerekirdi.
Ayrıca: “Allah dilediğini yapar.” (İbrahim, 27) ayetine rağmen, Allah’ın zayıf, muhtaç ve hakir kulundan daha kuvvetli ve kudretli olmaması icap ederdi.

İstitâ’at, organların sıhhatli olmasından ibaret değildir. Öyle olsaydı sağlıklı organlara sahip bulunan herkesin fiil konusunda eşit olması lazım gelirdi. Halbuki bazen sıhhatli organlara sahip olan kimseleri görüyor, fakat fiillerini göremiyoruz.

Bu durum gösterir ki; istitâ’at sağ ve salim olan organlarda zuhur eden bir kuvvettir. Bu kuvvetin eksiklik fazlalık ve bir zamanda bulunup başka bir zamanda bulunmama yönünden değişik dereceleri vardır. Bu hali herkes bizzat kendisinde gözlemleyebilir.

Sûfilerin ittifak ettikleri bir konu da şudur: Hakiki manada olmak üzere insanların (iradeli) fiilleri ve iktisapları (çalışma ve kazanmaları) vardır. Kendilerine mükâfat ve ceza verilirken bu fiilleri ve iktisapları esas alınır.

Taarruf, Muhammed b. İbrahim Kelâbâzî (vefatı 380/990)

Ali Kaya’nın hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Ocak 2017 sayısında.