Şecaat Ahlâkı

Şecaat kelimesi, İslâm’dan önce gözü karalığı ve saldırganlığı ifade etmek için, kabilecilik ve intikamla ilgili durumlar için kullanılıyordu. İslâm’la birlikte ise şecaat, zulüm ve haksızlık karşısında, akıl ve kalp süzgecinden geçmiş bir öfke ve kahramanlığı ifade eder. Şecaatin tarifindeki bu öfke, insan tabiatında bulunan gazap duygusunun iman ve güzel ahlâkla ıslah edilmiş, milletin ve mukaddesatın korunması için gerekli olan ve ölçüleri, sınırları bulunan bir öfkedir.

Şecaat kime karşı

Şecaat ahlâkının Kur’an-ı Kerim’den delili Fetih suresindeki şu ayeti kerimedir:
“Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çok çetin, kendi aralarında pek merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vaat etmiştir.” (Fetih, 29)
Ayet-i kerimede Peygamber Efendimiz’le beraber olan (ve onun yolunda yürüyen) müminlerin vasıfları zikredilmiş ve savaşta kâfirlere aman vermeyen, korku salan “eşiddâ: çok şiddetli” kişiler olduğu belirtilmiştir. Ayetin devamında müminlerin kâfirlere ve onlardan gelen baskılara karşı “sağlam ve dirençli” oluşu ekin benzetmesiyle anlatılmıştır.

Ayet-i kerimeden müminlerin birbirine karşı kâfirlere takındığı tavrın tam aksi bir tutum içinde olması gerektiği de anlaşılmaktadır. Çünkü ayette müminlerin bir diğer vasfı olarak “çok şefkatli, affedici ve müsamahakâr” manasında “ruhamâ: çok merhametli” ibaresi yer almıştır.

Selim Uğur’un hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Şubat 2017 sayısında.