Hendek Savaşı

Hz. Peygamber s.a.v.’in müşriklerle yaptığı en önemli savaşlardan biri de Hicret’in beşinci yılının Şevval ayında (23 Şubat 627) Medine’nin kuzeyinde cereyan eden Hendek savaşıdır.
Müslümanların bölgede hakim güç olmaya başlaması, İslâm’la müşerref olanların sayısını hızla artırmıştı. İslâm’ın bu güçlenişi karşısında yahudiler düşmanca faaliyetlerine hız verdiler. Önce Kureyşlilerle anlaştılar. Sonra Eslemoğulları, Gatafânoğulları, Fezâreoğulları, Mürreoğulları ve Kinâneoğulları kabileleri de bu ittifaka dahil oldu.

Rasulullah s.a.v. müttefiklerin girişimini haber alır almaz derhal bir savaş meclisi topladı. Selman-ı Farisî r.a.’ın önerisiyle hendek kazarak savunma yapılmasını emretti.

Hendek kazma işi altı gün sürdü. Oldukça derin ve geniş çukurlar kazıldı. Müşrikler Medine önlerine gelince müslümanlar tarafından kazılan hendekleri gördüler ve ne yapacaklarını bilemediler. Bir aya yakın bir süre hendeğin gerisinde kaldılar. İki taraf arasında herhangi bir savaş olmadı.

Sonunda müşrikler ne pahasına olursa olsun hendeği aşmaya karar verdiler. Cengâverliği ile ünlü Amr b. Abdived güçlükle de olsa hendeği aşmayı başardı. Atını ileriye sürerek kendisiyle savaşacak bir savaşçı istedi.

Hz. Ali r.a., Amr’a karşı çıkmak için izin istedi. Rasulullah s.a.v. önce izin vermese de sonra ona kendi zırhını vererek ve dua ederek müsaade etti. İlk saldırı Amr’dan geldi. Vurduğu kılıç darbesi Hz. Ali’nin kalkanını parçalayarak başından yaralanmasına neden oldu. Hamle sırası kendisine geldiğinde Hz. Ali r.a., indirdiği darbe ile Amr’ı cansız yere serdi. Müslümanlar sevinçle tekbir getirirken, müşrikler büyük hayal kırıklığına uğradılar. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v., “Ali b. Ebu Talib’in bu dövüşü, kıyamete kadar ümmetimin en faziletli amelidir.” buyurdu.

Moralleri bozulan müşrikler kuşatmadan vazgeçmiyor ve ne pahasına olursa olsun geri dönmeyeceklerini belirtiyorlardı. Kuşatma süresi üç aya yaklaşınca Rasulullah s.a.v., bugün Ahzab Mescidi adı verilen yerde ayakta durup müşrik kabileleri aleyhinde üç gün boyunca dua etti. Üçüncü gün öğle ile ikindi namazı arasında duasının kabul edildiği Cebrail a.s. ile kendisine bildirildi. Birkaç gün sonra şiddetli bir rüzgâr meydana geldi. Bu soğuk, dondurucu bir rüzgârdı. Tozu toprağı müşriklerin gözlerine dolduruyordu. Çadırların bezlerini, derilerini yırtıyor, direklerini söküyordu. Müşrikler çekilmek zorunda kalıyorlardı.

Kur’an-ı Kerim sonradan bu olayı müminlere şöyle hatırlatmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı çok iyi görmekteydi.” (Ahzab, 9)

“Allah, o inkâr edenleri hiçbir fayda elde edemeden öfkeleri ile geri çevirdi. Allah(ın yardımı) savaşta müminlere yetti. Allah güçlüdür, mutlak galiptir.” (Ahzab, 25)

Gece boyunca devam eden fırtına, sabahleyin biraz sükûnet buldu. Allah Rasulü s.a.v., Huzeyfe b. Yeman r.a..’ı düşman ordusu hakkında bilgi alması için gönderdi. Huzeyfe, düşman ordusunun perişan halini görerek geri döndü. Hz. Peygamber s.a.v. bundan son derece memnun oldu ve sonucu beklemeye başladı.

Müşriklerin komutanı Ebu Süfyan, ansızın uğradığı bu felâket üzerine ordusuna geri çekilme emrini verdi. Amr b. Âs ile Halid b. Velid iki yüz süvari ile müşriklerin geri çekilişini denetlediler. Müşrikler başarısızlıklarından doğan umutsuzluk içerisinde hızla çekilmeye başladılar.

Düşmanın telaş içinde kaçışına şahit olan müslümanlar, arda kalan erzaklara ve ganimete el koydular. Develer kurban edildi, hurma dolu sepetler boşaltıldı ve müslümanlara dağıtıldı. Bu ganimet vasıtasıyla muhasaranın ortaya çıkardığı kıtlık ortadan kalkmıştı. Rasulullah s.a.v. müslümanlara hitab ederek:

“Ey İslâm mücahidleri! Emin olunuz ki bu galibiyet sizin için ölümsüz bir başarıdır. Bundan böyle Kureyş kabilesi size değil, siz Kureyş’e taarruz edeceksiniz!” buyurdu.
Böylece Rasulullah s.a.v. bu sözleriyle müşriklerin bütün gücünün tükendiğini, artık müslümanların zafer yollarının açıldığını müjdelemiş oluyordu.