Kalbinde, Dilinde

Semerkand Dergisi - Editörden

Bugünkü hakim dünyacı kültür, duayı bir psikolojik rahatlama aracı, bir tür “terapi” olarak anlıyor ve takdim ediyor. Bu son derece vahim bir hata. Çünkü bu yaklaşım sadece duanın içini boşaltıp dünyevîleştirmekle kalmıyor, onu bağlı olduğu büyük bütünden, gerçekliğinden kopartıyor.

Evet; dua insanı iyileştirir, onarır, hayatın bin bir türlü gailesine karşı direncini artırır. Fakat bunlar sadece duanın küçük ve peşin sonuçlarından ibaret. Asıl olan ise şu: Dua, müslümanın imanıyla, Allah telakkisiyle doğrudan ilgilidir, O’nunla irtibatın tabii ve daimî bir yansıması, bir amelidir. Müslüman kalbi sürekli dua hali üzeredir ve müslüman hayatı baştan sona dualı bir hayattır.

Eski ya da yeni herhangi bir dua mecmuasına baktığımızda da bu gerçeğin tezahürünü görürüz. Orada her şey için dua vardır. Yatarken kalkarken, eve girerken çıkarken, yerken içerken, sefere giderken dönerken, darlıkta ferahlıkta, hastalıkta afiyette… Yani her hal ve hadise bir dua vesilesi; başka bir ifadeyle Cenab-ı Hak’la yine, yeniden bir irtibat zemini ve fırsatıdır. Ya da şöyle mi söylenmelidir: O irtibat süresiz ve kesintisiz daima var da, her hal ve durumda dua ile kelama mı bürünmektedir.

Böyle bakıldığında duasızlığımız, Cenab-ı Hak’la irtibatımızda eksilmeyi, arızayı, hatta Allah muhafaza, kopukluğu ele verir. Kibrin en kötüsüdür. Kaynaklarda belirtildiği üzere dua hali doğrudan ahlâka müdahale eder, dönüştürür, güzelleştirir. O halde duayı anlamak ve kuşanmak zorundayız. İlk sayısından itibaren dergimiz, özellikle de bu ayki “Dua” başlıklı uzun yazımız bu hususta mütevazı bir katkı sunmayı amaçlıyor.

Bir kez daha abone kampanyamızın devam ettiğini hatırlatarak noktalayalım.
Mart sayımızda buluşmak üzere inşallah.