Âriflerin İzinde

Adalet İçin
      Baş Yazı - Âriflerin İzinde - Muhammed Mübarek Elhüseyni
(Makaleyi dinlemek için oynatma tuşuna tıklayın)

Cenab-ı Mevlâ, müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“…Allah’ın kulları arasında O’ndan hakkıyla korkan, ancak alimlerdir…” (Fâtır, 28)

Bu ayet-i kerimeyi alimlerimiz şöyle tefsir etmişlerdir:

“Çünkü alimler, Allah Tealâ’nın yarattığı varlıkların hayret verici özellikleri ve kudretinin delilleri üzerine düşünürler. Böylece O’nun azametini, ululuğunu, celalini ve cemalini tanırlar. Onlar, Allah Tealâ’nın kendisine isyan eden kulları için azabını ve çetin hesabını bilirler. Ayrıca kendisinden korkan ve emrine itaat eden kullarına vaat ettiği sevabı ve güzel sonucu düşünürler. Böylece Cenab-ı Mevlâ’ya karşı tazim, huşû ve muhabbetleri artar. O’nun taatine ve rızasına ulaştıracak şeylere rağbetleri çoğalır. Cahillerde ise bu durumlar olmaz.”
Şeyh İbn Abbâd k.s. şöyle buyurur:

“Önceki ve sonraki alimlerin üzerinde görüş birliğine vardıkları ilim, sahibini daima Allah Tealâ’dan korkmaya, haşyete ve devamlı tevazu sahibi olmaya, nefsini alçaltmaya, imanın gerektirdiği güzel ahlâka sahip olmaya sevk eden ilimdir.”

Cenab-ı Mevlâ’dan hakkıyla korkan alimler, ilimleri ve haşyetleri sebebiyle bizlere de asırlardır rehber olmuşlar, doğru yolu göstermişler; sözleriyle, hayatlarıyla hakikati hatırlatmışlardır. Bu yüzden onların sözlerini, menkıbelerini okumak, insanlara aktarmak büyük fazilettir.

Bu, birinin bir köşede durup keseler dolusu altın dağıtması gibidir. İnsanlara altın veya para dağıtılsa alırlar, ihtiyaçlarını giderirler. Aynı şekilde âriflerin sözleri ve menkıbeleri de dünya ve ahiret saadeti için altın kıymetindedir. Tecrübe ve hikmetle söylenmiş o sözlerin her biri bir eksiği tamamlar, bir kusuru giderir.

Bu sebeple alimlerimiz, sâdât-ı kiram her gün âriflerin sohbetini yapmayı, onların söz ve menkıbelerini okumayı tavsiye etmişlerdir.

Şeyh Ebu Ali Dekkâk k.s.’ya;
– Allah dostlarının sözlerini dinlemekte hiç fayda var mıdır, diye sormuşlar. Şöyle cevap vermiş:
– Elbette vardır. Bunda iki fayda vardır. İlki, şayet dinleyen şahıs tâlip ise gayreti kuvvetlenir, talebi artar. İkincisi, eğer kişi kendinde benlik görüyorsa, bu onun benliğini ve gururunu kırar. Başındaki boş davayı ve sevdayı söküp atar. İyinin ve kötünün ne olduğunu ona gösterir. Şayet kişi kör değilse, bu sayede kendi halini müşahede eder.
Bu hikmet ve faziletlerin birer delili olması bakımından, kaynaklarımızda nakledilen sözlerden birkaçını burada zikredelim:

Ehl-i beytin büyüklerinden Cafer-i Sadık k.s. şöyle buyurur:
“Beş çeşit kimsenin sohbetinden sakının:
• Birincisi yalancı. Onunla beraber olduğun sürece aldanış içinde bulunursun.
• İkincisi ahmak. Sana faydalı olmak istediği zaman bile zarar verir, bunun da farkında olmaz.
• Üçüncüsü cimri. En kıymetli varlığın olan vaktini alır, heba eder.
• Dördüncüsü kötü kalpli kimse. İhtiyaç zamanında sana sahip çıkmaz.
• Beşincisi günah işlemekten çekinmeyen (fâsık). Çok önemsiz bir lokmaya tamah eder, seni bir lokmaya satar.”

Tabiîn neslinin büyüklerinden Hasan-ı Basrî k.s. da şöyle demiştir:

“Kişiye lazım olan şeyler faydalı ilim, ihlâsa dayanan kâmil amel ve sabra dayanan kanaattir. Bir kimsede bu üç şey bulundu mu, bilmem ki o kimseye ne yapabilirler!”
Büyük velîlerden Zünnûn-i Mısrî k.s. da şöyle buyuruyor:

“Bir kimseye fesat/bozulma altı şeyden gelir:
• Ahiret işinde niyetinin zayıf olması,
• Bedenini şeytanın rehin almış olması,
• Ecel yakın olduğu halde uzun emelin kendisine galip gelmiş olması,
• Yaratılmışın rızasını Yaratan’ın rızasına tercih etmiş olması,
• Heva ve hevesine tabi olup, Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v.’in sünnetini terk etmiş bulunması,
• Geçmiş sâlih zatların faziletlerini toprağa gömüp, ufak tefek hatalarını kendisine delil yapması.
İşte bunlar yüzünden insanlara fesat gelir ya da fesat onlarda bu yüzden tesir bırakır.”
Yine Zünnûn-i Mısrî k.s. hazretleri şöyle buyuruyor:

“Hasta kalbin alameti dörttür:
• Birincisi, Rabbine ibadetten haz almaz.
• İkincisi Aziz ve Celil olan Allah’tan korkmaz.
• Üçüncüsü, varlıklara ibretle bakmaz.
• Dördüncüsü, dinlemekte olduğu ilimden bir şey anlamaz.”

Büyük alimlerimizden Abdullah b. Mübarek rh.a. hazretleri de şöyle buyuruyor:
“Basiretli kişiler şu dört husustan emin olmazlar:
• İşlenmiş günah: Acaba Cenab-ı Mevlâ bu hususta ne yapacak?
• Ömrün geri kalan kısmı: Acaba bu süre içinde ne gibi manevi badirelerle karşılaşacağım?
• Verilen lütuf: Acaba imtihan ya da istidraç mıdır?
• Hidayet olarak gördükleri şeyler: Acaba nefsimin ve şeytanın allayıp pulladığı bir dalalet midir?”
Yine büyüklerden Şakîk-i Belhi k.s. anlatıyor:

“Şu beş hususu tam yedi yüz alime sordum: Akıllı kimdir? Zengin kimdir? Fakir ve derviş kimdir? Cimri kimdir? Hepsi de aynı cevabı verip dediler ki:
• Akıllı, dünyayı sevmeyendir.
• Zeki, dünyanın kendisini kandırmadığı kişidir.
• Zengin, Aziz ve Celil olan Allah’ın taksimine ve kendi kısmetine razı olandır.
• Derviş, gönlünde isteme hali bulunmayandır.
• Cimri, Allah’ın hakkını Allah’ın halkından esirgeyendir.”

Evliyaullahın sözleri, akıp gitmekte olan hayat dolu ırmak gibidir. Dağların arasından akıp gelen berrak bir ırmak nasıl çevresine hayat verir, temizler, bereketlendirirse, işte Allah dostları ve onların sözleri de böyledir. Onlar tertemiz hayatları ve sözleriyle mâverâdan akıp gelmekte, hayat vermektedir. Onlardan içenler, kıyısında yürüyüp takip edenler marifet okyanusuna ulaşırlar.

Cenab-ı Mevlâ bizleri, kendisinden hakkıyla korkan alimlerin ilimlerinden ve rehberliklerinden mahrum etmesin.

Tevfik ve inayetiyle…

Muhammed Mübarek Elhüseyni