Birlik ve Kuvvetimize Ne Oldu?

İslâm başlangıç safhasındaydı ve daha yeni yeni doğuyordu. İnsanlar akın akın iman ediyorlardı. Henüz ne namaz ne oruç ne de zekât vardı. Aradan biraz zaman geçtikten sonra halkın daha da çoğalıp manevi lezzeti tatmasıyla İslâm geniş bir sahaya yayılmıştı. Henüz domuz ve ölü hayvan eti, şarap ve faiz haram kılınmamıştı.

Evet, İslâm mevcuttu. Bununla beraber misal verdiğimiz farzlar ve haramlar –ki halk bugün dini onlardan ibaret zannediyor- şer’î hüküm olarak konulmamıştı. Lakin bu apaçık din hiçbir gün vahdet (birlik) ve kuvveti temin etme uğrunda mücadele vermekten geri durmadı. Bu mücadele sayesindedir ki müslümanlar bütün dünyaya hâkim oldular.

Kur’an ki, bâtılın ona hiçbir taraftan yanaşabilme imkânı olmadığı, müslümanların yüce kitabıdır, ümmeti daima birliğe ve kuvvete sevk ediyor. Yeryüzündeki müslümanları birbirinden ayrılmış, heybetsiz, vahdetsiz, birbiriyle çarpışan fırkalara ayrılmış topluluklar halinde görmek istemiyor. Müslümanlar için kabul etmiş olduğu şekil ve kuralı kendilerine apaçık bir şekilde gösteriyor:

“İşte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet, rabbiniz de bir benim. Onun için yalnız bana kulluk edin.” (Enbiya, 92)

M. Fatih Çakır’ın hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Mart 2017 sayısında.