Hudeybiye Antlaşması

1 Zilkade 6 (13 Mart 628)
Hudeybiye Antlaşması hicretin 6’ncı yılında Medineli müslümanlar ile Mekkeli müşrikler arasında yapılan barış antlaşmasıdır.

Kendilerini Kâbe’yi ziyarete ve tavafa hazırlamış olan sahabe-i kiram efendilerimizin, Mekkeli müşrikler tarafından engellenmesi sonrasında imzalanan bu antlaşma, önceleri müminler tarafından ağır bir anlaşma zannedilmiş ve endişeye sebep olmuştur.

Fakat zamanla sulhun olumlu neticeleri ortaya çıkınca, Efendimiz s.a.v.’in kararında ne kadar isabet ettiği ve endişelerin yersiz olduğu görülmüştür. Zira her şeyden evvel, İslâm’ın amansız düşmanı olan Kureyş müşrikleri, bu antlaşma ile İslâm devletini resmen tanımış oluyorlardı.

Allah Rasulü s.a.v.’in nebevî ferasetinin bir yansıması olan antlaşmanın maddeleri kısaca şöyle idi:

1. Müslümanlar o sene Kâbe’yi ziyaret etmeden dönecekler, bir yıl sonra ziyaret edecekler.
2. Müslümanlar Kâbe’yi ziyaret için geldiklerinde, Mekke’de üç günden fazla kalmayacaklar ve yanlarında birer kılıçtan başka silah bulundurmayacaklar.
3. Müslümanların Mekke’de bulunduğu günlerde, Kureyşliler Mekke dışına çıkacaklar.
4. Mekkelilerden müslüman olan biri Medine’ye sığınırsa geri verilecek, fakat müslümanlardan Mekkelilere sığınan olursa geri verilmeyecek.
5. Kureyş dışında kalan diğer kabileler, iki taraftan istediklerinin himayesine girmekte ve anlaşma yapmakta serbest olacaklar.
6. Bu antlaşma on yıl geçerli olacak.
Bu antlaşma diğer fetihler için de bir başlangıç olmuş, fetih kapılarının açılması için bir anahtar teşkil etmiştir. Nitekim bu manevi fethi kısa bir zaman sonra Hayber’in fethi, ardından Mekke’nin fethi takip etmiştir.

Yine bu antlaşmayla tebliğ için emniyet ve huzur zemini doğmuştur. İslâm’ı anlatma ve yayma imkânı bulunmuştur.

Antlaşma ile müslümanlarla müşrikler birbirleriyle serbest görüşme imkânı bulmuşlardır. Müslümanların yaşayışlarıyla örnekledikleri İslâm nuru onları cezbetmiştir. Kur’an-ı Kerim’in rahmet iklimi kavim ve kabilelerin şirk ve inkâr taassuplarını kırmış, peş peşe ihtidalar gerçekleşmiştir. Mesela, Halid b. Velid ve Amr b. Âs gibi kılıçla mağlubiyeti kabul etmek istemeyenler, bu sulh ortamı sayesinde İslâm’ı yakından tanımışlar ve Hz. Rasulullah s.a.v.’in huzuruna çıkarak teslimiyetlerini arz edip, müslüman olmuşlardır.

Aynı şekilde, antlaşmanın tanıdığı imkân ile ticari münasebetler başlamıştır. Kureyş müşrikleri müslümanları yakından tanıma fırsatını bulmuşlar, onların doğruluklarına, dürüstlüklerine şahit olmuşlardır. Müslümanların telkin ve tavsiyesiyle birçok müşrik, iman etmiş, kimisi de İslâm’a karşı besledikleri düşmanlıklarını yumuşatarak, imana meyil göstermiştir.

Hudeybiye Antlaşması’ndan Mekke’nin fethine kadar geçen iki sene zarfında müslüman olanların sayısı, Efendimiz s.a.v.’in peygamber olarak gönderilişinden sulh gününe kadar geçen yaklaşık yirmi senelik zaman içinde müslüman olanlardan çok daha fazla olmuştur. Bu da, Hudeybiye Antlaşması’nın önemini açıkça göstermektedir.

Kur’an-ı Kerim’in, Hudeybiye Antlaşması’nı “Feth-i Mübîn: Apaçık Fetih” olarak tavsif etmesi de dikkat çekicidir. Halbuki müslümanlar daha önce de zaferler elde etmişlerdi. Fakat Kur’an-ı Hakim bunlar arasından Hudeybiye Antlşaması’nı öne çıkarmıştır. İmam-ı Zührî rh.a. buna işaretle, “İslâm’da, Hudeybiye Antlaşması’ndan önce, ondan daha büyük bir fetih olmamıştır.” der.

İbn Mesud r.a.’ın sözleri de aynı manadadır: “Siz fetih olarak Mekke’nin fethini kabul ediyorsunuz; fakat biz asıl fetih olarak Hudeybiye Barışı’nı sayıyoruz!”
Hudeybiye Antlaşması, aynı zamanda, büyük bir siyasî zaferdir. Çünkü Hayber yahudilerini, kuvvetli dostları olan Kureyş müşriklerinden ayırıyordu. Onlar için artık Kureyş müşrikleri yok demekti. Dolayısıyla, buranın fethi de kolaylaşıyordu. Nitekim Rasulullah s.a.v., Medine’ye döndükten birkaç hafta sonra Hayber’in fethine muvaffak olmuştur.

Bütün bu neticeler görüldükten sonra, Hudeybiye Antlaşması için Kur’an-ı Kerim’in, “(Ey Rasulüm!) Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik.” (Fetih, 1) haber ve hükmünün ne kadar mucizevî olduğu açıkça anlaşılıyor.