Kanunî’den Ebussuud’a

Eski mektuplar tarihin canlı, samimi belgeleridir. Muhtevasında dile gelenler kadar yazanı hakkında da bilgiler verir. Mesela cihanı titreten padişahların mektuplarında onların iç dünyalarına, duygularına, düşüncelerine vâkıf oluruz. Bunların meşhurlarından biri de, Kanunî Sultan Süleyman’ın Zigetvar seferinde iken, idareye nezâret etmesi için İstanbul’da bıraktığı Ebussuud Efendi’ye gönderdiği mektuptur. Dua talebinde bulunarak özetle şu satırları yazmış büyük padişah:
“Halda haldaşım, sinde sindaşım (yaşıtım, akranım), ahiret karındaşım, Tarîk-ı Hak’da yoldaşım Molla hazretlerine… Sınırsız duamızı belirttikten sonra nedir haliniz ve nicedir mizâc-ı lâzimü’l-imtizâcunuz? Sıhhat ve âfiyette midir? Hazreti Hak Celle Şânuhû gizli hazinesinden tam bir kuvvet ve nihayette selamet müyesser eyleye. Sizden niyazımız bereketli vakitlerde bu muhlis kardeşlerine dua etmeyi unutmayasınız. Küffar dağılsın ve kederlensin, İslâm ordusu mansur ve muzaffer olup ilahî rızaya muvafık bir amel olsun.
Allah’ın hizmetkârından dua… / Sultan Süleyman.”
Mektubun, Kanunî’nin ömrünün son dönemine ait olduğu, muhtevasındaki yaş ve yaşlılık halleriyle ilgili imalardan da anlaşılmaktadır. Aralarındaki samimiyetin bir nişanesi de sayılabilecek olan bu mektuba Ebussuud Efendi mutlaka cevap yazmıştır. Bunun cevabı mıdır bilinmez, fakat bir mektubunda Ebussuud Efendi şöyle yazmıştır:
“Sizlere dua hizmetinden geri kaldığımızı işaret buyurmuşsunuz. Oysa devlete dua üzerimize farz iken âhir ömrümüzde bu zayıf kimseye bir farzı terk etmek ihtimali vermek yüce makamınıza layık değildir. Eğer duanın bazı eserleri zuhur etmediği için öyle buyuruluyorsa, Yüce Mevlâ’nın dergâhında bu güçsüz, zayıf kişinin zerre kıymetinin olmadığına hamledilsin.

Ali Sözer’in hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Mart 2017 sayısında.