Allah Hakkında Hüsnüzannımız

Bir mümin, dininin emirlerini yerine getirmekte zorlandığı zamanlarda ve şartlarda yaşayabilir. Maddi ve manevi yönden çok ağır baskılar altında kalabilir. Fakat imanının bir gereği olarak ümidini ve Allah’a karşı hüsnüzannını kaybetmez. Kâfirlerden başkasının Allah’tan ümit kesmeyeceğini iyi bilir.

Ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler müslümanlara, iyi niyetle birlikte ümidini ve güzel zannını sürekli canlı tutmalarını öğütlemektedir. Şu kudsî hadis de bunlardan biridir.

Hz. Peygamber s.a.v., Yüce Rabbimizin şöyle buyurduğunu bildirmektedir:
“Ben kulumun bana karşı beslediği zanna göre davranırım. Artık o hakkımda dilediği zanda bulunsun.”
Hadisin diğer bir rivayeti şöyledir:

“Hakkımda hayırdan başka zanda bulunmasın!”

(Buharî, Tevhîd 15, 35; Müslim, Zikr ve’d-Dua 2, 19, 21)

Yani Cenab-ı Hak demiş oluyor ki “kulun zannında ne varsa ben ona onu yaparım, ona göre karşılık veririm.”

Şu bir hakikat ki, hüsnüzannı ancak iyilik yapan kişi besler. Cenab-ı Hakk’a güzel zan besleyenler de ancak O’nun hukukuna dikkat eden, cehennem tehdidinden korkan, fakat rahmet müjdelerine sevinen kimseler olabilir. Hüsnüzan sahibi kimse, Rabbinin onun iyiliğinin ödülünü vereceği, vaadinden dönmeyeceği ve tevbesini kabul edeceği inancında olur.
Büyük günahlarda, zulümde ve emirlere aykırılıkta ısrar eden kişiye gelince: Günahların, zulmün ve haramın onunla Rabbi arasında oluşturduğu soğukluk ve uzaklık, Rabbine karşı hüsnüzan beslemesine engel olur.

Ali Kaya’nın hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Nisan 2017 sayısında.