O Büyük Ümidi Yaşatmak İçin

Müminler, hangi coğrafyada, hangi bayrak altında yaşarsa yaşasın, hangi kavme mensup olursa olsun, birbirlerinin kardeştirler.
Sözde kalan bir kardeşlik değildir bu. Hepimize bir takım görev ve sorumluluklar yükleyen bir hukuku vardır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Hucûrat suresinin 10. ayetinde mealen, “Müminler ancak kardeştirler” buyurulduktan sonra, birbirleriyle bozuşan kardeşlerin arasını bulmamız istenir bizden.

Ebu Musa r.a.’dan gelen bir rivayete göre Hz. Peygamber s.a.v., “Müminler, birbirine yaslanarak inşa edilmiş bir bina(nın duvarları) gibidirler.” buyurduktan sonra, müslümanlar arasında olması gereken birlik ve dayanışmayı örneklemek için parmaklarını birbirine geçirip kenetlemiştir. (Buharî, Mezâlim, 5)

Numan b. Beşir r.a.’tan rivayet edilen bir başka hadis-i şerifte de, ”Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu rahatsızlığı hisseden bir bedene benzer.” (Buharî, Edeb, 27) buyurulmak suretiyle birbirimizin sevincini ve tasasını paylaşmanın kardeşlik hukukunun gereği olduğuna işaret edilmiştir.

Ebu Hüreyre r.a. ise Efendimiz s.a.v.’in, “Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, ona hor bakmaz, onu yalnız ve yardımsız bırakmaz.” (Müslim, Birr, 32) buyurduğunu nakletmektedir.

Bir ve beraber olalım diyoruz ama…

Hüküm son derece açık ve kesin: Mümin kimliğimiz diğer müminlerle kardeş olmayı, kardeşliğimiz de onlarla dayanışmayı, yardımlaşmayı, paylaşmayı, bir ve beraber hareket etmeyi zaruri kılıyor.

Bu kardeşlik, “Sizden biri kendisi için istediği bir şeyi kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” (Buharî, İman, 7) hadis-i şerifi iktizasınca imanî bir sorumluluktur ve diğer bütün bağlardan daha önceliklidir.

Ali Yurtgezen’in hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Nisan 2017 sayısında.