Kendi Ufkumuza Doğru Yürürken

Semerkand Dergisi - Editörden

Hiç şüphe yok hepimiz, bizi kuşatan hadiselerin, içinde bulunduğumuz sosyal dokunun, carî eğitim anlayış ve felsefesinin, en önemlisi de hakim kültürün bizi derinden etkilediğinin farkındayız. Düşünce kodlarımız, tutum davranışlarımız, kalbî yönelim ve kaçışlarımız bütün bu “dış etkenler”in kuşatıcı tesiri altında.

Bu dış etkenler “kutsal”dan boşaldıkça, yani dünyevîleştikçe şehirlerimiz, mahallemiz, evimiz ve nihayet kendi ferdî varlığımız nefsanî ve şeytanî unsurların işgaline uğruyor. İslâmî şuurun ve hayatın inşası zorlaşıyor, İslâm belirleyici ve merkezî olmaktan çıkıp adeta “marjinal” bir tercih olmaya başlıyor. Yani iman, o veciz nebevî ifade ile, avuçta kora dönüşüyor. İslâmî hayat türlü şekillerde, doğrudan ya da dolaylı taciz altında kalıyor. Nesiller ya ebediyyete sırtını dönmüş haz odaklı bir hayata teslim oluyor ya da ebediyyet adına zehirli reçetelerle kandırılıyor.

Kabaca bin yıldır Allah odaklı yaşamış bu topraklarda bizler, yine kabaca yüz yıldır işte böyle bir tablonun içinde yaşıyoruz. “İslâm’ın fert ve toplum hayatından imhasını ve ilgasını” ideolojik hedef olarak belirlemiş, müslüman toplumun aslî kimliği doğrudan dönüştürmeye yönelik operasyonel siyasetle sürüklendiğimiz yer burası. İslâm diyarının başka noktaları ise -bizimki gibi kökten müdahalelere maruz kalmamış olmakla birlikte- projesi yine başkaları tarafından yapılmış sistemlerin, siyasetlerin girdabında kıvranıyor.

Hepimizin, dünyanın neresinde olursa olsun şuurlu her müslümanın canını yakan, kalbini acıtan bir yenilmişlik duygusu ve ümitsizlik, bir süredir yerini toparlanmaya, Ümmet’in kendi kökleri üzerinde her alanda ihya ve inşasına dair kesin bir ümide değil belki ama bir “Acaba?” sorusuna bırakmış görünüyor. Bu kadarı için bile Cenab-ı Hakk’a sonsuz hamd ve senâlar olsun.

Bu acaba sorusu bile o kadar büyük ve önemli ki, İblis’in bütün uşakları, yeryüzünde bâtılın temsilcisi ve bayraktarları topyekûn alarma geçmiş bulunuyor. Bir taraftan kurdurdukları cinayet örgütleriyle İslâm’ın prestijini, tertemiz yüzünü kirletmeye çalışırken, bir taraftan da türlü çeşit bid’at akımlarla müslümanların başını dinleriyle derde sokmak için çabalıyorlar. Yeni Selefçilik, Tarihselcilik, örtülü Şiîlik ve Vahhabîlik, hadis-i şeriflerin, fıkhın ve ilmî usullerin reddi gibi muhtelif görünümler altındaki bu “içeriden” faaliyetlerin ortak noktası, tamamının Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat gövdeye saldırmaları ve yine tamamının aslında ilmî değil siyasî olmalarıdır. Yani hepsi proje ve operasyondur.

İşte bu noktada ihya ve inşa ümidinin korunması, büyütülmesi ve inşallah tahakkuku için hepimize feraset ve şuur gerekiyor. Bizi yönlendirmeye çalışan propagandalara kulaklarımızı tıkamamız, kalbimizin sesini dinlememiz ve pireye kızıp yorgan yakma fevriliğine düşmememiz gerekiyor. 15 Temmuz’daki şuur ve dirayetiyle dünyaya parmak ısırtıp şeytana pabucunu ters giydiren milletimiz kendi gök kubbesi altında, kendi ufuklarına doğru yürümeyi sürdürecek inşallah.

Mayıs sayımızda buluşma ümidiyle…

Sabahattin Aydın