Tasavvuf Klasikleri

İlmin Fazileti ve Önemi

Allah Tealâ alimlerin vasfı hakkında, “Allah’tan, kulları arasında ancak ilim sahipleri olanlar (gereğince) korkar.” (Fâtır, 28) buyurmuştur. Bu konuda Rasulullah s.a.v.’in iki hadisi de şöyle: “İlim tahsil etmek her müslüman üzerine farzdır.” (İbn Mâce, Mukaddime, 17), “Çin’de bile olsa, ilmi arayınız ve tahsil ediniz”. (Bezzâr, el-Müsned, 1/175)

Bilinmelidir ki ilimler çoktur, insan ömrü ise kısadır. Nücûm (astronomi), tıp, matematik, güzel sanatlar ve benzeri ilimlerin hepsinin öğrenilmesi halk için farz değildir. Bu ilimlerden sadece Şeriat’la ilgisi olanları, alakaları nispetinde öğrenilmesi farzdır. Mesela astronomi vakti bilmek (ona göre ibadet etmek), tıp perhiz yapmak (bedenin sağlığı), matematik mirası taksim etmek, hayzın zamanını tespit etmek bu gibi şeyler içindir. Şu halde amelin sahih olmasını sağlayacak kadar her ilimden tahsil görmek farzdır.

İzzet ve celal sahibi olan Allah, faydalı olmayan ilimleri tahsil edenleri şu ayetle kötülemiştir: “Kendilerine zararı olan ve faydası olmayan şeyleri öğreniyorlar.” (Bakara, 102). Hz. Peygamber s.a.v., “Faydasız ilimden sana sığırınım ya Rab!” (Müslim, Zikr ve’d-Dua, 74) buyurmuşlardır.

Bilmek gerekir ki, az ilimle çok iş yapmak mümkündür. İlmin amelle beraber bulunması lazımdır. Nitekim Hz. Peygamber s.a.v., “Fıkıh bilmeden ibadet eden, değirmene koşulan eşek gibidir.” (İbn Adî, el-Kâmil, 8/256) buyurmuşlardır. Hz. Peygamber s.a.v., fıkıh bilmeden ibadet etmek için zorlanıp duran şahsı değirmen eşeğine benzetmiştir. Zira böyle kimseler ne kadar dönerlerse dönsünler yerinde sayarlar, herhangi bir mesafe kat edemezler.

Ali Kaya’nın hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Nisan 2017 sayısında.