Yol Ayrımına Gelmeden

Adalet İçin
      Baş Yazı - Yol Ayrımına Gelmeden - Muhammed Mübarek Elhüseyni
(Makaleyi dinlemek için oynatma tuşuna tıklayın)

Dünya hayatı bizlere sayılı günlerle ve bir seferliğine verilmiştir. Kendisi gibi eğlencesi ve sıkıntıları da geçicidir. Eğlencesine aldanmamak gerektiği gibi, sıkıntılarını ve zorluklarını da gözümüzde çok büyütmememiz lazımdır. Çünkü dünya imtihan yeridir ve asıl sefa ya da cefa ahirette karşımıza çıkacaktır.

Cenab-ı Mevlâ, müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz o gün cennetlikler nimetler içinde sefa ile meşguldürler. Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara yaslanmış vaziyette otururlar. Orada onlar için her çeşit meyve vardır. Onlar için istedikleri her şey mevcuttur. Onlara çok merhametli Rab’den söz olarak bir selam vardır. Allah şöyle buyurur: ‘Ey günahkârlar, bugün siz ise bir tarafa ayrılın!” (Yâsîn, 55-59)
Tefsir alimlerimiz, “Şüphesiz o gün cennetlikler nimetler içinde sefa ile meşguldürler.” ve, “Onlara çok merhametli Rab’den söz olarak bir selam vardır.” mealindeki ayet-i kerimeleri şöyle açıklamışlardır:

“Bu öyle bir meşguliyet ki görkeminin ve güzelliğinin büyüklüğü tarif edilemez. Onların istediği şeylerin en mühimi, kendilerine Rahîm olan Rab’den, arada vasıta olmadan söylenecek “selam” sözüdür. Bu selam onlara, kendilerini ileri derecede yüceltmek için söylenmektedir ve o, Cenab-ı Hakk’ın cemaline ilave olarak temenni ettikleri en son şeydir. İlahî rahmetin gereği ise onları bu halde devamlı tutmaktır.”
Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. de şöyle buyurmuştur:

“Cennetlikler nimetler içinde iken, birden kendilerine bir nur parlar; başlarını kaldırıp baktıklarında yüce Rabb’in, üzerlerinden onlara göründüğünü görürler. Allah Tealâ onlara, ‘Ey cennetlikler, size selam olsun’ buyurur ve onlara nazar eder, onlar da O’na bakarlar.” (İbn Mâce, Mukaddime, 13; İbn Ebü’d-Dünya, Sıfatü’l-Cenne, nr. 98; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 7/65-66)
Cenab-ı Mevlâ, yukarıdaki ayet-i kerimelerin sonuncusunda ilahî rahmetten uzaklaştırılan ve perdelenen kimselerden bahsederek şöyle buyurmuştur:

“Ey günahkârlar, bugün siz bir tarafa ayrılın!” Yani ey inkârcılar, bugün sizler müminlerden ayrılıp ayrı bir yerde durun! Alimlerimiz, kâfirlere bu hitabın müminler haşredilip cennete sevkedildikleri anda yapılacağını söylemişlerdir.
Katâde rh.a. şöyle buyurur: “Onlara, ‘Bütün hayırlardan uzaklaşın’ denir ve her türlü hayırdan uzaklaştırılırlar.”

Dahhâk rh.a. de şöyle der: “Her kâfir için ateşten bir ev vardır. Kâfir sürekli bu evin içinde olur; kendisi ebediyen kimseyi görmediği gibi, kimse de onu görmez.”
Büyük müfessir İbn Acîbe rh.a. de, yukarıdaki ayet-i kerimeleri tasavvufî tefsirinde şöyle açıklar:

“Bugün dünyada, Allah’ın velî kulları için acilen ikram edilen marifet cennetine girmiş ârif zatlar, büyük bir meşguliyet içindedirler. Sen onları sadece Allah ile meşgul bir halde bulursun. Onların bu meşguliyetleri müşahede, Hak ile kelâm, münacat ve gizli sohbet mahallinde gerçekleşen müşahede, hakikati görme, tefekkür etme ve ibret alma arasında değişir. Onların bütün vakitleri isyan ve gafletten korunmuştur; bütün hareket ve işleri ihlâsla yapılmaktadır. Onlar dünyadan ve dünya ehlinden gönüllerini çekmişlerdir. Onlar ve onlara tutunanlar, rıza gölgesinde ve teslimiyet serinliğinin içinde yol almakta ve yüce sevgilinin zatını müşahede içinde keyfetmektedirler.”

Cenab-ı Mevlâ’nın müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de verdiği müjdeler, müminlere istikamet üzere olduklarını, sıkıntılara karşı sabırlı olmanın mükâfatının cennet olduğunu buyurduktan sonra inkârcılara, şeytanın yolunu tutanlara mealen şöyle seslenir:

“Ey ademoğulları! Ben size, ‘Şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır; bana kulluk edin, doğru yol budur’ diye emretmedim mi?’ Şeytan sizden nice nesilleri saptırdı. Hiç aklınızı kullanmıyor muydunuz? İşte size vaat edilen cehennem budur! İnkârınız sebebiyle bugün girin oraya! O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.” (Yâsîn, 60-65)

Tefsir alimlerimiz Cenab-ı Hakk’ın, “Ey ademoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır; bana kulluk edin, doğru yol budur, diye emretmedim mi?” mealindeki fermanını, kıyamet günü kâfirleri azarlamak olarak açıklamışlardır. Ayrıca Allah Tealâ’nın kullarına verdiği bu emir, ya peygamberleri vasıtasıyla olmuştur ya da“Ben sizin Rabb’iniz değil miyim?” (A‘râf, 172) buyrulduğu gün, Kâlû Belâ’da gerçekleşmiştir, demişlerdir.

Yahut bu, onların önüne konan aklî delillerle ve onlara Allah’a ibadeti emreden, kendilerini başkasına ibadetten sakındıran naklî delillerle verilmiş bir emirdir.
Alimlerimiz “şeytana tapmayın” emrini de şöyle açıklamışlardır: Şeytana tapmak, insana verdiği vesveselerde ve güzel gösterdiği kötü işlerde ona itaat etmektir.
Yani ayet-i kerimede şu denilmektedir: Biz size, “Şeytana itaat etmeyin, benim birliğime iman ve bana itaat edin; işte doğru yol budur” diye emrettik. Allah’ın size emrettiği şeytana isyan ve Rahmân’a itaat yolu en doğru yoldur. Bu yol son derece istikametlidir, daha doğru ve sağlam bir yol yoktur.

“Şeytan sizden nice nesilleri saptırdı.” mealindeki ayet-i kerime ise şöyle açıklanmıştır: Şeytan pek çok toplumu, başkasını Allah Tealâ’ya ortak koşturarak O’nun doğru yolundan uzaklaştırdı.

Devamında “Hiç aklınızı kullanmıyor muydunuz?” buyurulması ise, Allah Tealâ’nın onları, kendilerine verilen akıldan faydalanmadıkları için kınamasıdır. Çünkü onlar, akıllarını kendilerine zarar veren işlerde, nefsanî hazlarını ve yanlış isteklerini yerine getirmekte kullandılar. Onlara denir ki: “İşte size vaat edilen cehennem budur. İnkâr etmeniz sebebiyle bugün girin oraya!”

Yani küfrünüz ve Alemlerin Rabbi’ni, O’nun yolunu inkâr etmeniz sebebiyle cehenneme girin ve içinde yanın.

“O gün onların ağızlarını mühürleriz.” Yani onları konuşmaktan menederiz. Yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.
Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur:

“Kul kıyamet günü, ‘Ben kendime kendimden başka bir şahidi kabul etmiyorum.’ der. Bunun üzerine ağzı mühürlenir ve âzalarına, ‘Konuşun!’ denir. Âzaları da kulun yapıp ettiklerini söylerler. Sonra ağzı açılıp konuşmasına müsaade edilir. O zaman kul âzalarına hitaben, ‘Rahmetten uzak olasınız, yazıklar olsun size! Ben sizi savunmak için çırpınıyorum, siz ise aleyhime şahitlik ediyorsunuz!’ der.” (Müslim, Zühd, 17; Nesaî, es-Sünenü’l-Kübrâ, nr. 11653)

Cenab-ı Mevlâ bizleri emrine uyup sakındırdıklarından uzak duran kullarından eylesin. Dosdoğru yolun rehber ve yolcularından ayırmasın.
Tevfik ve inayetiyle…

Muhammed Mübarek Elhüseyni