Derviş Bohçası

Kelime olarak; hoşnut ve memnun olmak, beğenmek, itiraz etmemek gibi anlamlara gelen “rıza” tasavvufta son derece önemli bir kavramdır ve zühd ahlâkının özünü oluşturur. Rızanın hakikati kulun her halinde Allah’tan hoşnut ve memnun olmasına dayanır. Efendimiz s.a.v. bir duasında şöyle rıza talep etmiştir: “Allahım! Senden, gerçekleşen kaza ve kaderinin sonucuna rıza göstermeyi bana nasip etmeni diliyorum.”

* * *

Hâris el-Muhasibî k.s. rızayı “Allah’ın hükmü altında bulunan kulun sükûnet içinde olması” olarak tanımlamış, Zünnun-i Mısrî k.s. de “Kaderin acı tecellisi karşısında kalbin sükûnet ve huzur içinde bulunması” olarak açıklamıştır. İki tanımın ortak noktası ise kalbin her halükârda sakin bulunması, Allah’tan hoşnut olmasıdır. Çünkü kulluk, ilahî takdirin neticesi olarak gerçekleşen her şeye (kaza’ya) rızayı gerektirir.

Cihat Ceylan’ın hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Mayıs 2017 sayısında.