Daima Helalinden Olsun

Adalet İçin
      Baş Yazı - Daima Helalinden Olsun - Muhammed Mübarek Elhüseyni
(Makaleyi dinlemek için oynatma tuşuna tıklayın)

Cenab-ı Mevlâ bizleri dünyada kulluk için yaratmış ve bu kulluğun sınırlarını da peygamberler vasıtasıyla haber vermiştir. Her insanın, Allah Tealâ’ya imandan sonra öncelikle dikkat edeceği şey, hayır ve şer çizgisine riayet etmek, her daim hayır dairesinde kalarak şerden uzak durmaktır.

Hayır ve şerrin bir diğer adı da helal ve haramlardır. Helaller dünya ve ahirette saadet vesilesidir. Haramlar ise hem dünya hem de ahiret hayatını zulmete çevirir.
Helal ve haramlarda da ilk dikkat edeceğimiz şey, rızık meselesidir. Yani helalinden kazanmak ve helal olanı yemek, harcamak, kullanmak ve bir ömür boyu haramdan yırtıcı hayvanlardan kaçar gibi kaçmaktır.

Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. bizlere hitaben şöyle buyuruyor:
“Ey insanlar! Hiçbiriniz şu dünyada rızkı tamamlanmadan ölmeyecektir. O halde rızıkınızın size gelmekte geciktiğini düşünmeyin. Allah’tan korkun ve rızkınızı ararken ve Allah’tan isterken güzel bir şekilde isteyin. Allah Teâla’nın sizin için helal kıldıklarını alın, haram kıldıklarını da terk edin, yanaşmayın.” (İbn Mâce, nr. 2144; Hâkim, el-Müstedrek, 4/325)

Helalinden kazanmak ve helalinden yemek, kalbimizin temiz kalmasına, dilimizin korunmasına, ibadetlerimizin sıhhatine doğrudan tesir eder. Selef-i sâlihinden Yahya b. Muaz hazretleri şöyle buyurmuştur:
“İbadet ve itaat Allah Teâla’nın hazinelerinden biridir. Bunun anahtarı da duadır. Bu anahtarın dişleri ise helal lokma yemektir.”

Lokmanın helal olması bütün kazancın helal olmasını, bu da kazanca giden yolların bütünüyle helal olmasını gerektirir. Bu yüzden ticaret, zenaat, ziraat, işçilik, memurluk ve diğer yollardan kazandığımız rızık için azami dikkat göstermeliyiz. Kul hakkına girmemeli, haram kılınmış ticaretten, maldan ve bunlarla alakalı yollardan uzak durmalıyız. Yoksa kazanıyoruz diye kendimizi aldatırken, aslında kaybediyor olabiliriz.

Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v.’e “En güzel kazanç nedir?” diye sorulunca şöyle cevap vermiştir:
“Kişinin kendi elinin emeğiyle kazandığı ve içinde hiçbir şüphe ve hıyanet olmadan yapılan alışverişle elde edilen kazançtır.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/141; Hâkim, el-Müstedrek, 2/10; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 4/62)

Hikmet ehli bir zata;
– En hayırlı kazanç nedir, diye sorulur. O da şöyle cevap verir:
– Dünya kazançlarının en hayırlısı, ihtiyaçlarını karşılamak için helal yoldan kazanmak, sonra bu kazanılanların bir kısmını ibadetlere ayırmak ve fazla gelen kısmını da ahiret için infak etmektir. Ahiret kazançlarının en hayırlısı ise, kendisiyle amel edilen bir ilmi insanlara yaymak, öğretmek, ahirete gönderebileceği sâlih amellerde bulunmak ve bir Sünnet-i Seniyyeyi ihya etmektir.
– Kazançların en kötüsü nedir, diye sorulunca da bu zat şöyle cevap verir:
– Dünya kazançlarının en kötüsü, elde ettiğin malın mülkün haram olması, harcadığın şeylerin günah yolunda harcanmış olması ve bıraktığın mirasın Allah’a itaat etmeyen birine kalmasıdır. Ahiret kazançlarının en kötüsü ise, haset ve kıskançlık sebebiyle bir hakkı inkâr etmen ve ısrarla işleyip ahirete gönderdiğin günahların yanında, başkalarının da yapmasına sebep olduğun kötü işlerdir.

Sahabenin büyüklerinden Muaz b. Cebel r.a. şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet günü her kul mutlaka Allah’ın huzurunda durur ve şu dört soru sorulup cevabı alınmadan bir yere gidemez:

• Bedenini nerede kullandığından,
• Ömrünü nerede ve nasıl tükettiğinden,
• İlminden ve ilmiyle amel edip etmediğinden,
• Malını nereden kazanıp ve nereye harcadığından…”

Âriflerden bir zat şöyle buyurmuştur:

“Bir tüccarda şu üç özellik bulunmazsa, o hem dünyada hem de ahirette muhtaç durumdadır:
• Şu üç şeyden korunmuş bir dil: Yalan, boş vaatler ve yemin.
• Şu üç şeyden arınmış bir kalp: Aldatma, hıyanet, haset.
• Şu üç şeye riayet eden bir nefs: Cemaatle namaz kılmak, Cuma namazlarını kaçırmamak, günün belli saatlerinde hiç olmazsa mesleğiyle ilgili ilimleri okuyarak Allah’ın rızasını başka her şeye tercih etmek.”

Her işin doğru bilgi ile yapılması gerektiği gibi, helal ve haram noktasında da dinimizin hükümlerini bilmemiz ve işi ölçüsüne göre yapmamız gerekir. Nasıl abdest, namaz, oruç, zekât ve haccın hükümlerini bilmemiz gerekiyorsa, aynı şekilde helal lokmanın hükmünü ve helalinden kazanmanın ölçüsünü bilmemiz, öğrenmemiz farzdır. Yoksa doğruyu yanlıştan, helali haramdan nasıl ayırt ederiz.

Mücella dinimiz İslâm’ın hükümleri hayatımızın her alanını kapsamaktadır. Dolayısıyla müslümanca bir hayatın inşası için ilmin, bilginin rehberliğine muhtacız. Bunun için de gayret etmeli, çaba harcamalıyız.

Hz. Ali r.a. şöyle buyurmuştur:
“Bir tüccar mesleğiyle ilgili dinî bilgileri öğrenmediği zaman faizin içine batar. Sonra batıkça batar, battıkça batar…”

Hz. Ömer r.a. da şöyle buyumuştur:
“Dinî hususlarda bilgi edinmeyen kimse bizim çarşılarımızda ticaret yapmasın.”
Helal ve haramın ölçüleri kitaplarımızda mevcuttur. Ayrıca bu konuda sadece fıkıh ve ilmihal kitapları ile yetinmek olmaz, gerektiğinde sormak ve yapmakta olduğumuz işin ölçülerini öğrenmek lazımdır. Nasıl ki günümüzde meslek erbabı çeşitli mevzularda kursa giderek gerekli belgeyi alıyor, hatta bu belgeler ile o işin ehli olduğunu ibraz edebiliyorsa, bir mümin de Şeriat dairesinde işini nasıl yürüteceğinin bilgisini öğrenmelidir.

“İlim talep etmek kadın erkek her müslümana farzdır.” hadis-i şerifindeki farz ilmin, kişinin içinde bulunduğu durumla ilgili dinî hükümler olduğu hususunda ittifak vardır. Bu da şöyle tahakkuk eder:

Her müslümana en öncelikli lazım olan bilgi iman ve itikada dair bilgileridir. İkinci olarak ibadet ilmihalini en gerekli detaylarına kadar öğrenmek ve farzını, vacibini, sünnet ve müstehaplarını buna göre yerine getirmek, ibadetleri bozan hükümleri bilmek lazımdır. Sonra güzel ahlâkı bilmek, kaçınmak için de kötü ahlâka dair hususiyetleri öğrenmek gerekir.

Bu üç ana esasın tamamlayıcısı, kişinin mesleğine, işine dair Şer’î hükümleri öğrenmesidir. Buna genel anlamıyla “muamelât ilmi” denilir. Helal kazancın biricik yolu, gerekli muamelât bilgilerini öğrenmek ve uygulamaktır.

İslâm’ın hükümlerine uygun ticaret, hayatı da güzelleştirir. İnsanlar arası itimadı sağlar. Pazara bereket katar, muhabbeti artırır, fesat ve fitneye engel olur. Nitekim tarih boyunca İslâm coğrafyası bu ölçülerle gülistana dönmüş, çok uzak diyarlardan gelen gayri müslim tüccarlar ve seyyahlar bu durumdan övgüyle bahseden eserler yazmışlardır. Hatta müslüman tüccarların örnek tavırları İslâm’ın yayılmasında önemli rol oynamıştır.

Mümin kimse güvenilir olmalıdır. Yani mümin kişi emin kişidir. Bu güveni de ancak Şer’î hükümleri bilip uygulamakla sağlayabiliriz. Dinimiz hem kendimizin hem de diğer insanların hayrına olanı bize emreder. Böylece dünyamız da ahiretimiz huzura kavuşur.

Cenab-ı Mevlâ, helali haramı bilen, helalin peşinden gidip haramdan kaçınan kullarından eylesin.

Tevfik ve inayetiyle…

Muhammed Mübarek Elhüseyni