Büyük Fetihlerin Yolunda

      Baş Yazı - Büyük Fetihlerin Yolunda - Muhammed Mübarek Elhüseyni
(Makaleyi dinlemek için oynatma tuşuna tıklayın)

Cenab-ı Mevlâ müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v.’e hitaben şöyle buyurmuştur:

“Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik. Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin.”

Mealini verdiğimiz Fetih sure-i şerifinin bu ilk üç ayetinin, Mekke’nin fethi için indiği alimlerimizin genel kanaatidir. Ayrıca ayet-i kerime başka nice fetihlerin de müjdeleyicisidir. Bu sebeple Hayber’in fethi için de indiği rivayetler arasındadır. Alimlerimiz, bu ayet-i kerimelerin Asr-ı Saadet sonrasındaki bazı büyük fetihlere de işaret ettiğini söylemişlerdir.

Tefsir alimlerimiz öncelikle bu ayet-i kerimeleri şöyle tefsir etmişlerdir: Allah Tealâ, her an nimetlerinin tecellisine mazhar kıldığı Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v.’i büyük bir fetih ve zaferle müjdeliyor. Bu fetih ve zaferin ehemmiyet ve kesinliğini anlatmak için Allah’ın büyüklüğüne işaret eden apaçık bir üslupla buyuruyor: “Rasulüm! Biz sana hakikaten pek âşikâr, pek parlak bir fetih ihsan ettik. Biz sana emsalsiz fetihler kapısı açtık, artık gelecek senindir!”

Fetih hiç şüphesiz pek büyük bir ilahî lütuftur. Efendimiz s.a.v.’in ve müminlerin mağfiret ve yardıma kavuşması da, her türlü noksanlıktan münezzeh olan Cenab-ı Mevlâ’nın ayrı bir rahmeti ve yardımıdır.

Fetih neden mağfirete vesile olmaktadır?

Bu soru şöyle izah edilmiştir: Şanı pek yüksek olan Peygamber Efendimiz s.a.v. böyle bir fethe kavuşmak için ilahî emir dairesinde hareket etmiş, çok gayret göstermiştir. Düşmanlarının nice eza ve cefalarına katlanmıştır. Büyük bir cehd ve gayret meydanına atılarak hak dini yaymaya ve yüceltmeye çalışmıştır. Buradan anlaşılıyor ki mağfiret, nimet, ilahî yardım ve zafere ulaşmak için, evvela Hak yolunda çaba ve gayret sarf etmek etmek gerekir.

Hz. Aişe r.anha validemizden rivayet edildiğine göre, Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v., Fetih suresi indikten sonra daha fazla ibadet etmeye başlamıştır. Kendisine:

– Ey Allah’ın Rasulü! Senden geçmişte ve gelecekte meydana gelmiş ve gelmesi muhtemel bütün günahlar peşinen affedildiği halde neden bu kadar ibadetle kendini yoruyorsun, diye sorulduğunda:

– Daha fazla şükreden bir kul olmayayım mı, diye cevap vermiştir.

Demek ki bir kul, Cenab-ı Mevlâ’nın ne kadar nimetine, yardımına kavuşursa, o kadar hamd ve şükürde, ibadet ve itaatte bulunmalıdır. Çünkü nimete şükretmek nimeti artırırken nankörlük edip görmezlikten gelmek de nimetin elden çıkmasına sebep olur.

Fetih suresinin bu ayet-i kerimeleri sadece Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v.’e değil, bizlere de hitap etmekte, gayretlerimizin neticesinde nice fetihlerin müyesser olacağı gibi, taksiratımızın da affolunacağını müjdelemektedir. Ancak fethin müyesser olması için evvel emirde gayret lazım gelir. Çünkü biz zayıf kulların gayreti fiilî dua yerine geçer. Gayretimiz noksan olsa da, Cenab-ı Mevlâ onlar vesilesiyle tevfik ve inayetini ihsan eder.

Dua kapısı, Cenab-ı Mevlâ’nın rızasını kazanmakla, hoşnutluğunun elde edilmesiyle aralanır. Müminler nice zorluklar içinden Allah Tealâ’nın yardımıyla zaferle çıkmışlardır. Yine türlü fitne ve tuzaklar, O’nun yardımıyla bertaraf edilmiştir. Bu ihsan ve lütufları sadece geçmişte, tarihin derinliklerinde aramak doğru değildir. İstikamet üzere olduğumuz sürece Cenab-ı Mevlâ’nın tevfik ve inayeti bizimledir, inşallah.

Yine zorlu yollardan ve yıllardan geçiyoruz. Türlü imtihanlarla karşılaşıyoruz. Tam da bu dönemde mazhar olduğumuz nimetler vardır. Eğer milletimize ve vatanımıza kurulan tuzakların bertaraf edilişini kendi marifetimiz olarak görürsek büyük hataya düşmüş oluruz. Bizimki bu hususta sadece bir vesile olabilir. Kendimizle övünmek yerine Cenab-ı Mevlâ’nın rızasını hangi hayırlı amel ile kazandığımızı idrak etmeye çalışmamız daha doğru olacaktır. Ne olduğunu bilemesek de, istikamet üzere devam etmek yeterlidir.

Fetih suresinin mealen zikrettiğimiz ayet-i kerimelerinden çıkaracağımız ilk ders, ihsan olunan nimetin kıymetini bilmek ve onu hakikatiyle değerlendirmektir. Buradan hareketle sene-i devriyesini idrak ettiğimiz hain darbe girişimi sonrası ciddi bir muhasebe yapmamız gerekir.

Sebepleri hakikatin yerine koymadan anlamalıyız ki, Cenab-ı Mevlâ’nın daha ilk anından itibaren engellemesiyle 15 Temmuz 2016’daki hain girişim maksadına ulaşamamıştır. Üstelik yine O’nun takdiriyle bir şer hayra tebdil olunmuş; milletimiz birlik ve beraberliğini sağlamlaştırarak büyük hedefler için ümitlerini tazelemiştir.

Öncelikli vazifemiz şükretmek, bunca zulmetin içinde bizi muhafaza eden Cenab-ı Mevlâ’ya karşı nankörlük yapmamaktır. Ayrıca hainlere karşı daima uyanık olmak, büyük yürüyüşümüzün akamete uğmaması için canla başla çalışmaktır.

15 Temmuz’dan devşirmemiz gereken ikinci ders ise, büyük badireler, Cenab-ı Mevlâ’nın ihsanına mazhar olmanın, mağfiretini elde etmenin bir fırsat ve imkanıdır. Zira kul sabrı, gayreti ve Hakk’a adanmışlığı ile Rabbinin hoşnutluğunu kazanır, böylece nice engeller kalkar, fetih kapıları açılır.

Ayet-i kerimelerin nazil olmasından sonra Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v.’in daha fazla ibadet ile meşgul olması, nail olunan büyük ihsan ve ikramlara şükretmesiyle alakalıdır. Nitekim Hz. Aişe r. anha validemizin sorusu üzerine bunu doğrudan ifade de buyuruyorlar. Bizim açımızdan da şükrün edası gayret gerektirir. İbadet ve taatlerimizde, işlerimizde…

Fetih sure-i şerifi ile Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v.’in ümmetinden olarak bizler de nice fetihlerle, gayret ve çabamıza karşılık ilahî mağfiret ve yardımlarla müjdeleniyoruz.

Müminler olarak Cenab-ı Mevlâ’dan asla ümit kesmeden, azami gayret ve çaba göstererek mücadelemize devam ettiğimizde, müjdelendiğimiz fetihler de müyesser olacaktır inşallah.

Tevfik ve inayetiyle…

Muhammed Mübarek Elhüseyni