Akl-ı Selim mi Akılcılık mı?

Her gün beş vakit namazda kırk kere okuduğumuz Fatiha’nın sonunda mealen; “(Rabbimiz), bizi sırat-ı müstakime, kendilerine nimet verdiklerinin (dosdoğru) yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve dalalete düşmüşlerin yoluna değil!” diye dua ederiz. Müfessirler, bu ayetlerle alakalı hadis-i şeriflere dayanarak “gazaba uğrayanlar” yahudiler; “dalalete düşenler” de hıristiyanlardır dedikten sonra şu minvalde izahatta bulunmuşlardır:

Bu iki zümre, Allah Tealâ’nın dinini tahrife yol açan ifrat ve tefrite misaldir. Yahudiler dünya meyli ile dinlerini hevâlarına ve hayat tarzlarına uydurmuş; hıristiyanlar ise itikadî sapmalarla hayattan kopuk bir din icat etmişlerdir. Bu demektir ki Müslümanlık iddiasında bulunan bir kimse de ilim ve ehliyet yoksunluğuna rağmen “bana göre” diye başlayan cümlelerle İslâm’ı kendi akıl ve hevâsına göre değiştirmeye çalışıyorsa, gazaba müstehak olacaktır.

İtikadî meselelerdeki laubalilik, şüphe yahut tereddüt ise kişiyi dalâlete düşenler zümresine dahil etmektedir. Böyle tehlikelerden kurtulmak için Cenab-ı Hak’tan bizi sırat-ı müstakime iletmesini niyaz etmek, bu kavlî duayı fiilî dua ile de destekleyerek istikamet üzere kalmaya azami gayret göstermek şarttır.

Ahmet Nafiz Yaşar’ın hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Eylül 2017 sayısında.