Bir Seyyahın Gözünden Cuma Selamlığı

Osmanlı padişahları halkın arasına Cuma günleri çıkardı. “Cuma Selamlığı” denilen bu merasim, padişahın saraydan Cuma namazına gittiği camiye kadar devam eder, halk sultanı selamlar, sevgi gösterilerinde bulunurdu. Yabancı elçiler ve seyyahlar da sultanı ancak bu merasimde görebilirlerdi. Padişahlar diğer günlerde ise devlet işleriyle meşgul olurlar, sabah namazından başlayarak yatsı namazından sonraya kadar mesai yaparlardı.

1616-18 tarihleri arasında İstanbul’a gelen Alman elçilerinin sekreteri olan Adam Werner, İstanbul’da gördüklerini anlatırken Cuma Selamlığını şöyle tasvir eder:

“Tarih bir Cuma gününe rastlıyordu ve Türklerde Cuma günü, bizim Pazar günümüz durumundadır. Bu günde padişah, Sultan Süleyman’ın inşa ettirmiş olduğu muhteşem camide ibadet etmek üzere atına binmiş olarak görkemli bir alayla bizim konutumuzun önündeki yoldan geçti. Bu geçiş şöyle gerçekleşti:

Önce padişahın geçeceği bütün yollar buraya atlarıyla gelen çavuşlar tarafından temizlendi, yollarda biriken halk kenara dağıldı ve yollar boşaltıldı. Bundan sonra 130 kadar başka çavuş ve 16 çorbacı ikişer ikişer sıra olarak dizildiler. Onları yaklaşık 3000 kadar silahsız yeniçeri izledi. Arkasından üzerinde hayvan derilerinden yapılmış garip bir giysiyle Cemalî denilen tarikata mensup bir adam yürüyordu ve elinde tahtadan yapılmış, üzerine çiviler
çakılı, bir bozdoğan taşımaktaydı. O ve yeniçeriler yürürken bir taraftan da hep bir ağızdan “Allah” diye bağırıyorlardı.

Ali Sözer’in hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Eylül 2017 sayısında.