Kurbanı Anlamak

İslâm âlemini ateşe yuvarlayanlar, kurban ve bayram vesilesiyle müslümanların dayanışmasını, yardımlaşmasını ve kaynaşmasını çekemiyorlar. Afrika’nın tüm gelirlerini, madenlerini sömürenler, oradaki müslümanı bir deri bir kemik bırakanlar, hiç değilse kurbanda et gören o insanlara yardım eli uzatılmasına haset ediyorlar.

Kurbanı ve kurban bayramını anlamak için önce kendi alışageldiğimiz bakış açısının dışına çıkmakta yarar var. Meseleye özellikle yardım ve dayanışmanın hiç tahmin bile edemeyeceğimiz hayatî sonuçları olabilecek toplumlar üzerinden bakalım. Mesela birkaç örnek üzerinden Afrika’yı zihnimizde canlandırmakta fayda var.

Bir parça etin
bambaşka anlamları

Fırsat buldukça Türkiye’den Afrika’ya gönüllü olarak yardıma giden doktorlardan birinin anlattığına göre, Afrika’da iki çocuğu ameliyat eden iki doktor şöyle göz yaşartan bir durumla karşılaşıyor: Bu yardımsever tabipler, muhtaç kimseleri muayene etmek için Afrika’nın herhangi bir şehrine gidiyorlar. Civar bölgedekiler de tedavi için oraya geliyorlar.
Bir yere doktor geldiği duyulunca onlarca kilometrelerce uzaktan gelen çoğu çocuk birçok
hasta muayene için sıraya giriyor.

Zayıf bedeniyle 50 km. mesafeden yürüyerek gelen 10 yaşındaki bir çocukta, doktorlar son raddeye varmış bağırsak düğümlenmesi tespit ediyorlar. Şayet acil ameliyat edilmezse çocuğun ölebileceğini düşünüyor ve nasıl ameliyat edeceklerini istişare ediyorlar. Çünkü anestezi yapacak ortamları, ameliyathaneleri olmadığı gibi, çocukları bayıltacak herhangi bir ilacın da yanlarında bulunmadığını biliyor ve çaresizce birbirlerine bakıyorlar. Bu haldeyken “Çanakkale’de olsak ne yapardık?” diye düşünüyorlar. Sadece ameliyat yerini uyuşturarak
canlı canlı ameliyattan başka çare yok, diyerek ameliyata karar veren doktorlar, ameliyat bölgesine uyuşturucu iğne yapıyor ve kesmeye başlıyorlar.

Çocuk elbette acı duyuyor, ellerini kollarını kastıkça, doktorlar acıyı azaltsın diye ikinci ve üçüncü defa lokal uyuşturucu vermeye devam ediyorlar. Fakat bu sefer de ilacın dozajı fazla geliyor. Çocuğun rengi değişiyor. Göz bebekleri büyüyor. Nabzı düşüyor. Bunun üzerine doktorlar korkuyor. Bir de bu çocuk masada ölürse, dışarıda binlerce kişi nasıl tepki verir diye endişe ediyorlar.

Abdülhamid Eşmeli’nin hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Eylül 2017 sayısında.