Tevekkül

“Tevekkül” sözlükte birini vekil kılmak, işlerini başka birine havale etmek, güvenmek, dayanmak, bel bağlamak gibi anlamlara gelir. İslâmî bir kavram olarak ise Allah’ın kulları üzerinde tam bir hâkimiyet sahibi olduğuna kalbin itminanı, sadece Allah’a güvenip dayanılması ve işlerin Allah’a havale edilmesini ifade eder.

Kulun bütün işlerinde yalnız Allah’a güvenmesi tevekküldür. Tevekkülün özünde, neticeleri sebeplerden beklememek; sebepleri ve neticeleri, bu ikisi arasındaki bağı yaratan Allah’a bağlanmak vardır. Kısaca tevekkül, her şeyi yaratanın, sebeplerin müsebbibinin Allah Tealâ olduğuna tam bir iman ile, O’nun kuluna kâfi olduğunun idraki ve itminanıdır.

Tevekkül hali, iddia edilenin aksine çalışmamayı, tembelliği, ataleti ret eder. Çünkü sebeplere sarılmak, çalışmak, sa’y ve gayret göstermek de vazifedir ve Allah’ın emridir. Kısaca “tedbir” denilen sebeplere sarıldıktıktan sonra neticeyi Allah’a havale etmek ve gelene razı olmak tevekküldür. Musibetlere sabretmek, Allah’tan yardım dilemek ve Allah’ın dünyada ve ahirette kendisine muvaffakiyet kapıları açacağına inanmak da tevekküle dahildir. Çünkü bütün işler Allah’a döner ve O kuluna kâfidir.

Cihat Ceylan’ın hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Eylül 2017 sayısında.