Yaşasın Hiper-Süper Bakkallar

Oldum olası markete gitmeyi sevmem.

Daha kapısından içeri girer girmez göz alan uyarıcı renkler, janjanlı ambalajlar, her nasılsa her daim mevcut olan bir kalabalık, yetmezmiş gibi bangır bangır bağıran, hiç tarzım olmayan bir müzik… Sanki markete değil de panayır yerine gelmişim gibi hissederim.

Marketleri dövüp nostaljik bir bakkal güzellemesi yapmayayım diyorum ama olmuyor. Evet tahmin edebiliyorum, şimdi içinizden bazıları “Ama bol çeşit var, insan her aradığını buluyor!” diyecektir. Ama ben şahsen, “her aradığımı” bulamıyorum! Neden mi? Anlatayım hemen:

Çocukken her mahallenin olduğu gibi bizim mahallenin de bir bakkalı vardı; Hüseyin Dede… Kendisi apayrı bir yazıyı hak ettiği için şimdilik sadece Rabbim rahmet eylesin diyip geçiyorum.

Annem beni bakkala gönderdiğinde, mesela peynir lazımsa “biraz peynir” demem yeterli idi. Çünkü bakkallar o “biraz”ı bilirdi.

Gamze Gürler Kırcılı’nın hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Eylül 2017 sayısında.