Kudüs ve Mescid-i Aksa

Biz müminler için kainatın, dünya hayatının, insanların, zamanın ve mekânın kıymet mertebesi müberra dinimiz İslâm vasıtasıyla belirlenmiştir. Bizim için bundan öte bir hükmün kıymeti yoktur. Buna göre, insanoğlu ilahî nizam dairesinde kaldığı ve o istikamet üzere yürüdüğü sürece şereflidir. Zaman ve mekân da öyledir. Bizim mukaddes zamanlarımız Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerle belirlenmiştir. Ayrıca müslümanların on dört asırdır mukaddes bildikleri, kıymet verdikleri zaman dilimleridir.

Kâbe-i Muazzama ve Mekke-i Mükerreme bizim için en mukaddes, en faziletli beldedir. Daha sonra da Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v.’in hicretiyle kudsiyet kazanan Medine-i Münevvere ve Mescid-i Nebevî bizim mukaddes beldemizdir. Bu iki beldenin fazileti akaid kitaplarımıza kadar girmiş ve âlimlerimiz, müminlerin itikadî bir esas olarak bu şehirleri mukaddes bilmesi ve kudsiyetine iman etmesi gerektiğini eserlerinde yazmışlardır.

Bu iki mübarek beldeden sonra mukaddes bir diğer şehrimiz de mazlum Filistin’in başşehri Kudüs’tür. Tarih boyunca Kudüs’ün yahudiler, hıristiyanlar ve müslümanlar için mukaddes olması, buranın bütün peygamberler ve müminler için mukaddes oluşunun neticesidir.

Yahudiler ve hıristiyanlar dinlerini tahrif edip ilahî vahiyden kopmalarına rağmen, tarihî olarak Kudüs’ün mukaddes oluşuna dair inançlarını korumaktadırlar. Fakat Hz. Adem a.s.’dan Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v.’e kadar bütün peygamberlere inanan biz müslümanlar Kudüs’ün asıl sahipleriyiz. Çünkü mukaddes olanın hakkını ancak kudsiyeti bozulmamış dinin müminleri verebilir. Nitekim tarih buna şahittir.

Kudüs tarih boyunca birçok isimle anılmıştır. İslâmî kaynaklarda “İliya” veya “Beytü’l-Makdis” olarak adlandırılır. Müfessirlerimiz, müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de İsra suresinin birinci ayetindeki “el-Mescidü’l-Aksa”, Yunus suresinin 93. ayetindeki “Mübevvee Sıdk” ve Maide suresinin 21. ayetindeki “el-Ardu’l-Mukaddese” tabirleri ile ya Kudüs’teki Beytü’l-Mukaddes’in yahut söz konusu şehrin de içinde bulunduğu Filistin topraklarının kastedildiğini belirtmişlerdir. Buradan anlıyoruz ki hem Mescid-i Aksa, hem de çevresi ve Filistin toprakları müslümanlar için mukaddestir.

Kudüs’ün bir diğer adı da “Harem-i Şerif”tir. İsra mucizesinin gerçekleştiği, miraç mucizesinin de başlangıcı olan bu belde için Cenab-ı Mevlâ müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Bir gece, kendisine bazı delillerimizi gösterelim diye kulu Muhammed’i Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren O zatın şanı ne yücedir! Bütün eksikliklerden uzaktır O! Gerçekten, her şeyi işiten, her şeyi gören O’dur.” (İsra, 1)

Müfessir âlimlerimiz ayet-i kerimede “çevresini mübarek kıldığımız” ifadesinden maksadın Kudüs ve civarı olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Hatta Harem-i Şerif’in çevresinden ne miktarın mübarek kılındığını metre metre detaylandırmışlardır.

Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v., Hicret’ten önce iki veya üç yıl süreyle Kâbe’yi de önüne almak suretiyle Kudüs’e yönelerek namaz kılmıştır. Medine döneminde on altı veya on yedi ay bu uygulamanın devam ettiği, daha sonra kıblenin Kâbe’ye çevrildiği bilinmektedir. Bakara suresinde kıblemizin Mescid-i Aksa’dan Kâbe-i Muazzama’ya çevrilmesi de uzun ayetlerle anlatılmıştır.

Üç mukaddes mescidden biri olan Mescid-i Aksa hakkında Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v.’den gelen birçok rivayet vardır. Bunlardan biri, büyük sahabi Bera b. Azib r.a. tarafından rivayet edilen şu hadis-i şeriftir:

Rasulullah s.a.v. (Medine’de) on altı yahut on yedi ay Beytu’l-Makdis’e doğru namaz kılmıştı. Halbuki Rasulullah kıblesinin Kâbe’ye yöneltilmesini arzu ederdi. Bunun üzerine Azîz ve Celîl olan Allah: ‘Biz, yüzünü çok kere göğe doğru evirip çevirdiğini muhakkak görüyoruz. Şimdi seni herhalde hoşnut olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. (Namazda) Yüzünü artık Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey mü’minler) siz de nerede bulunursanız (namazda) yüzlerinizi o yana döndürün…” (Bakara, 144) ayetini indirdi. Rasulullah da Kâbe tarafına yöneldi (…) (Buharî, Salât, 31)

Kıblenin Mescid-i Haram’a döndürülmesi Mescid-i Aksa’nın değerini ortadan kaldırmamış, bilakis onun yüce değeri İslâm’da ve müslümanların kalbinde günümüze kadar yaşamaya devam etmiştir. Çünkü “çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa” ifadesinin yer aldığı İsra suresi 1’inci ayet lafzen de mana olarak da bakidir.

Ayıca Mescid-i Aksa, Mescid-i Haram’dan sonra yeryüzünde inşa edilen ikinci mescid olması hasebiyle de müslümanlar nezdinde mukaddestir. Hz. Ebu Zer r.a. anlatıyor:

“Ey Allah’ın Rasulü! Yeryüzünde ilk inşa edilen mescid hangisidir?” dedim. Allah Rasulü s.a.v. “Mescid-i Haramdır.” buyurdu. “Sonra hangisi?” dedim, “Mescid-i Aksa’dır.” buyurdu. “İkisi arasındaki süre ne kadardır? dedim. “Kırk yıl” buyurdu. Sonra da “Bütün yeryüzü senin için mesciddir. Nerede namaz vaktine girersen orada kıl.” buyurdu. (Buharî, Enbiya, 40)

Kaynaklarımızda anlatıldığına göre Mescid-i Aksa, Hz. Adem a.s.’dan Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v.’e kadar bütün peygamberlerin aynı anda bulunduğu yeryüzündeki tek mekandır. Bu mekan tarihteki en büyük toplantıya tanıklık etmiştir. (Müslim, İman, 75). Efendimiz s.a.v. Miraç sırasında bütün peygamberlere Mescid-i Aksa’da namaz kıldırmakla buranın İslâmî hüviyetini, kendisinin önderliğini, önceki peygamberlerin manevi mirasını devraldığını, İslâm dininin bu kutsal değerleri de ihtiva ettiğini ve önceki dinlerin tamamlayıcısı olduğunu bir nevi ilan etmiştir.

Mescid-i Aksa’da kılınan namazların faziletiyle ilgili birçok rivayet vardır. Bu hadis-i şeriflerde Mekke ve Medine’den sonra en faziletli mescidin Mescid-i Aksa olduğu ve orada kılınan namazların elli bin kat yahut beş yüz kat sevap ile mükâfatlandırılacağı müjdelenmiştir.

Hz. Ömer r.a.’ın hilafeti döneminde müslümanların idaresi altına alınan Kudüs, Haçlı istilaları dışında on dört asır müslüman idaresinde kalmış ve üç mukaddes beldeden biri olarak hürmet görmüştü. Özellikle Eyyubîler, Memlükler ve Osmanlılar devrinde bu şehre özel hizmetler yapılmış, camiler, medreseler, tekkeler inşa edilmiştir. Müslümanların idaresindeki Kudüs’de diğer din mensupları da emniyet ve hürriyet içinde ibadetlerini yapmışlar, hayatlarını devam ettirmişlerdir.

Mescid-i Aksa ve Kudüs müslümanlarındır. Biz bu mübarek beldeyi ne bırakabiliriz ne de unutabiliriz. Bugünkü dünya siyasetinde ve hak-bâtıl mücadelesinde Kudüs’ün kilit önemi burayı bir kez daha vazgeçilmez hale getirmektedir. Mevcut filiî işgalin resmiyet kazanması, Kudüs’ün müslümanların nüfuzundan tamamen çıkması bir manada diğer İslâm şehirlerinin kilidinin kırılması demek olacaktır. Yeryüzünün neresinde yaşıyor olursa olsun, bütün müslümanların bu tehlikeye karşı uyanık olması gerekir.

Mescid-i Aksa ve Kudüs bütün müslümanların ortak değeridir. Maddi manevi bütün mukaddeslerimiz gibi onun da muhafaza edilmesi, bu yönde gayret sarf edilmesi, nisyana terk edilmemesi lazımdır. Biz gayret ettikçe Cenab-ı Mevlâ bize merhametle mukabele buyuracak, birlik ve dirlik verecektir.

Tevfik ve inayetiyle…

Muhammed Mübarek Elhüseyni