Varlığı İle Bilmek

200 yıldır İslâm âlemi olarak bilmek, okumak, yazmak kelimelerinde takıldık kaldık. Allah’ın indirdiği ilk ayetin “Oku!” olmasını bile Rabbimize nasıl kul olacağımıza açılan bir kapı olarak değil, memleketteki okur yazarlık oranını artırmak olarak anlıyoruz.

Bu ayeti kullanan muhafazakârların çok azı, oradaki “İkra!” emrinin hemen ardından “Yaradan Rabbinin adıyla…” emrinin geldiğini zikrediyorlar. Çünkü Rabbimizin adı neyin başına gelirse O’nun rızasına uygun davranmak gerekir. Neyi, nasıl, hangi amaçla okumamız gerektiğine bakmıyoruz. Mevlâmızın rızasına uymak, bu yolda ilim, amel ve irfan kazanmak yalın kat okumaktan zor geldiği için ayetin devamına pek bakmıyoruz.

Neyi nasıl okuyalım?

Okuyalım, tamam ama önce en gerekli şeyleri okuyalım. Mühendis mühendisliği okuyacak ama önce akaidi, ilmihali, tefsiri, siyeri, hadisi sağlam kaynaklardan ve kişilerden öğrenecek. Ancak o zaman mühendisliğimiz, sosyologluğumuz, işçiliğimiz bir işe yarar. Kulluğu bilmeden sadece “ben müminim” diyerek hayatımızı kulluk şuuruyla yaşayamayız. Demek ki bilmeyi de bilmiyoruz.

Atilla Pamirli’nin hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Ocak 2018 sayısında.