İstikamet ve Himmet

Şeyh Ahmed el-Haznevî k.s. hazretleri, mürşidinin evlatlarından birine yazdığı mektubunda şöyle buyuruyor:

Hâsıl olan manevi zevk ve lezzet halleri büyük bir nimettir. Ancak bu yolda devamlı olan hallere itibar edilir. Bu demektir ki geçici olan zevk ve lezzet hallerine önem verilmez; ameldeki istikamete bakılır.  Sâdât-ı Kiram “Tâlip için amelin (ibadet) gaye olması lazımdır.” buyurmuşlar. Bu gayeyi bırakıp başka bir hale önem vermek insanı manevi makamlara ulaşmaktan alıkoyar. Çünkü manevi zevk ve tecellilerin doğması, tâlibi gayesinden uzaklaştırabilir. Nefsi, bunlar belirmediğinde esas gayeyi bırakıp, onların yeniden oluşmasını bekler.

“Köylere gidip de halk arasına girmekten bana gevşeklik geliyor” demişsiniz. Halkın içinde bulunmanın sana hiçbir zararı yoktur. Tarikatta en önemli şey, mürşidin emrine uymaktır. Gafil kimselerin arasında bulunurken sende oluşan az bir manevi huzur, Nakşibendîlere göre çok makbul olup, manevi huzur hasletinin gelişmesini sağlar. Sana gelecek herhangi bir gevşeklik veya huzursuzluk Sâdât’ın emrinden ve himmetinden değildir; nefsini suçla! Beyitte denmiştir;

“Her ne noksanlık ve suç vardır ki, bizim düzensiz ve yakışıksız kâmetimizdendir (boyumuzdadır);

Yoksa senin hediyen kimsenin boyuna kısa değildir.”

Allah Tealâ’ya istiğfar edip, Sâdât’ın himmetine sarıl. Ta ki bu iki hal üzerinden kaybolsun.

Mümin Munis’in hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Şubat 2018 sayısında.