Sözü En Güzel Kimdir?

“(İnsanları) Allah’a çağıran, sâlih amel işleyen ve ‘kuşkusuz ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet, 33)

Bu mübarek ayet, “Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır.” (Fussilet, 5) diyen kâfirlerin sözlerine karşı bir cevap niteliğinde olmakla beraber, dost edinmeye layık olan zatların sıfatlarını beyan ederek, bu zatların kimler olduğuna da işaret ediyor.

Ayet-i kerime, asıl itibarıyla saadetli kimseyi konu ettiği için, saadet mertebeleri hakkında Fahreddin Râzî rh.a.’in yaptığı izahla konuya başlamak uygun olacaktır. Şöyle diyor:

“Saadet mertebeleri kâmil ve mükemmil olmak üzere iki türlüdür. Kâmil mertebe, zatında kâmil olmayı sağlayan üstün sıfatları elde etmektir. İnsan bu kemâle erişince, bundan sonra nâkıs (kusurlu, noksan) olanları kemâle eriştirme işiyle uğraşır. İşte mükemmil olan da budur.

Bu iyice anlaşıldıktan sonra denilir ki, ‘Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenler…’ (Fussilet, 30) ifadesi birinci mertebeye işarettir ki bu, nefs mükemmelliğini ifade eden sıfatların elde edilmesi demektir. Kişi bu mertebeyi elde ettiğinde ikinci mertebeye geçiş gerçekleşir. Bu da noksan olan kimseleri kemâle erdirme işiyle meşgul olmaktır. Bu da halkı hak dine davet etmekle olur. İşte bu, ‘(İnsanları) Allah’a çağıran, sâlih amel işleyen ve ‘kuşkusuz ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?’ ifadesiyle anlatılmak istenendir.” (Fahreddin Râzî, Tefsîr-i Kebîr)

Sıtkı Çoban’ın hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Şubat 2018 sayısında.