Dünya Hali

Geçmişten Kopmadan Geleceği İnşa Etmek

Yakın tarihimize kadar yaşayan pek çok önemli şahsiyet var. Bizde âdettendir, elimizdekinin değerini ancak onu yitirdiğimizde fark ederiz. Elimizde tutarken de türlü ihtiraslar, entrikalar ve kıskançlıklarla itibarını zedelemeye çalışırız. Öldükten sonraysa hepten paha biçilmez hale gelir bizim için. Merhum Cemil Meriç de böyle nevi şahsına münhasır kıymetlerden biriydi. Vefatının üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen bugün hâlâ eserlerinden, sözlerinden istifade ediyoruz. Der ki Cemil Meriç, “Geçmiş geleceğin malzemesidir!” Yani geleceği, geçmişten aldıklarımızla inşa edebiliriz. Tarihle, maziyle bağını tamamen koparan toplumların, gelecek kurgusu diye bir şeyden bahsetmesi imkansız hale gelir.

Türkiye, büyük medeniyetlerden beslenerek 600 yıllık bir medeniyet mefkuresi ortaya koymuş koca Osmanlı Devleti’nin mirasını, üzülerek ifade edelim ki birden bire yok etmeye çalıştı. Redd-i miras politikasını merkeze alan yeni devlet, muasır bir medeniyet ufku çizmeye çalıştı. Kuşkusuz tarihî olaylar zamanının şartlarına göre değerlendirilir, ancak sonuçları itibariyle bu iddianın içi boş bir nesil ortaya çıkardığını görmek geç olmadı.

1950 yılı, Türkiye’de tabiri caizse bir fabrika ayarlarına geri dönmenin miladı oldu. O günden bu yana, zaman zaman akamate uğramış da olsa özü ihya etmek için öze dönmenin bir an önce gerçekleşmesi gerektiği anlaşıldı. 1990’lardan itibaren klasik sanatlarımızdaki gelişmeyi buna yorabiliriz. Mazideki hazineyi ortaya çıkarmak için birçok faaliyet de icra ediliyor neyse ki. Bunlardan biri ve belki de en önemlisi üçüncüsü düzenlenecek olan Türkiye Arapça Kitap ve Kültür Günleri.

Bu yıl Cumhurbaşkanlığımızın himayesinde düzenlenen Türkiye Arapça Kitap ve Kültür Günleri, Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi, Haşimi Yayınevi ile Halidi Maarif İlim ve Kültür Derneği’nin ortaklığıyla düzenleniyor. Etkinliğin ilk kez yapıldığı 2016 yılından bu yana ilgililere her sene farklı yenilikler ve içerikler sunuluyor.

Türkiye Arapça Kitap ve Kültür Günleri, yalnızca Türkiye sathını değil, bütün İslâm coğrafyasını kapsayan bir muhtevaya sahip. Türkiye, Suriye, Suudi Arabistan, Irak, Lübnan, Ürdün, Mısır, Cezayir, Tunus, Fas, Sudan, Katar ve Kuveyt’ten pek çok yazar ve yayınevinin davet edildiği etkinlik İslâm dünyasında özlenen birlik ve beraberliğe katkı sunması bakımından önemli bir vazifeyi icra etmiş oluyor.

2016’da “bıraktığımız yerden başlıyoruz” sloganıyla yola çıkan etkinliğin 2017’de ön plana çıkardığı husus “Asırlardır sönmeyen ışığımız: Alimler-kitaplar”dı. Bu yıl ise tam da yazının girişinde ifade ettiğimiz hassasiyete atıfta bulunuluyor: “Geçmişin ihyası, geleceğin inşası için medreselerimiz.”

Türkiye Arapça Kitap ve Kültür Günleri, yalnızca İslâm dünyasında birliğe ve kardeşliğe önayak olmakla kalmıyor, Türkiye’nin İslâm dünyasında samimi yaklaşımı ve zulme sessiz kalmaması sonucu oluşan liderlik vasfına da önemli ölçüde hizmet ediyor. Ülkemizin tanıtımına, ortak mirasla tarih ve medeniyet vurgusuna katkı sağlayan etkinlik, Arapça yayın yapan yayınevlerinin ve müelliflerin geniş çevrelerce tanınmasını sağlıyor. Böylece, ortak tarihi paylaştığımız toplumlarla ortak bir dil çerçevesinde oluşturulacak müzakere ortamına zemin hazırlanmış oluyor.

Doğu medeniyetini öğrenmek isteyenler Arapçayı bilmek zorunda. Batı kültürü için Latince ve Yunanca ne anlama geliyorsa, doğu kültürü için de Arapça aynı anlama geliyor. Arapçanın bir medeniyet ve ilim dili olduğu gerçeğinin sümenaltı edildiği, Arapça kitapların tehdit unsuru olarak görüldüğü günlerden medeniyetimizin merkezinde bulunan Arapçanın ortak paydadaki ehemmiyetinin anlaşıldığı ve bunun üzerine kardeşlik bağlarının tesis edildiği günlere gelmiş bulunuyoruz. Türkiye’de Arapçaya yeterince kıymet verilmediği, İngilizce bilmeyenin alanında ne kadar uzman olursa olsun akademik hayatta ilerleyemediği, bin yıldan fazla süredir iç içe olduğumuz Arapçanın kelimenin tam anlamıyla “yabancı dil” statüsüne konulduğu günler, şüphesiz bu toprakların insanlarına hiçbir şey kazandırmadı.

Bu yıl 2-11 Mart 2018 tarihleri arasında Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde yapılacak olan Türkiye Arapça Kitap ve Kültür Günleri gibi çalışmalar, umarız yeni Türkiye’nin maziyi referans alarak ilmek ilmek örülmesi sürecine bir taş koyma kabilinden de olsa vesile olur.

İsmail Taha’nın hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Mart 2018 sayısında.