Hak Bir Gönül Verdi Bana

Cenab-ı Mevlâ’nın mahlûkatı içinde sadece insana bahşettiği rabbânî bir lâtifedir gönül. Hak Tealâ’nın ilahî tecelliyata, marifetullaha, muhabbetullaha mazhar olacak kıvamda yaratıp bizlere ikram eylediği manevi cevherdir. Ol sebepten “Beyt-i Hüda”dır. “Arş-ı Ekber” dahi derler. Nitekim Cenab-ı Rabbülalemîn hadis-i kudside, “Yere göğe sığmam, mümin kulumun gönlüne sığarım.” buyurmuştur. Demek ki Allahu Azimüşşân’a gönülle varılmakta, gönülde varılmaktadır.

Hak Tealâ, kendisine tahsis edilmesine, kendisiyle mülâki olunmasına, kendi sevgisiyle doldurulmasına, kendi zikriyle her daim mamur ve musaffa tutulmasına imkân versin diye bir takım kabiliyetler ihsan eylemiştir gönüle. Sonsuzluk iştiyakı ile doldurmuş, güzele ve güzelliğe meftun eylemiş, kanmayan bir susuzluk hali içinde sonsuzluğu, güzeli ve güzelliği arama kabiliyeti bahşetmiştir mesela. Aşk denilen sarmaşığın filizlenip büyüyeceği zemini orada halk eylemiştir. İsteyen, arzulayan, isteyip arzuladığını dur durak bilmeden arayan bir tabiatı vardır gönlün. Her dem ter ü tazedir; yorulmaz, kocalmaz.

  1. Ziya Ergunel’in hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Nisan 2018 sayısında.