İspat Kime Lazım?

16. yüzyılın büyük mutasavvıf alimi İmam Rabbanî k.s. hazretleri, Mektubât adlı eserinde, nefsin tezkiyesiyle ulaşılan iman hususunda şöyle diyor:

Allah’ın varlığı ve birliği, Rasul-i Ekrem s.a.v.’in peygamberliği ve Allah Tealâ katından getirdiği hükümlerin hepsi apaçık ortadadır. Aklî özellikler manevi hastalıklardan ve arızalardan arınmış olduğu takdirde, bunları düşünmeye ve ispatlamaya ihtiyaç yoktur. Bu hususta düşünmeye ihtiyaç duymak bir arızanın olmasına bağlıdır. Kalbî hastalıklardan ve basireti kapatan perdelerden kurtulduktan sonra, geriye apaçık hakikatten başka bir şey kalmaz. Nitekim safra hastası olan bir kimseye bu hastalığı devam ettiği müddetçe şeker ve balın tatlı olduğunu ispatlamak, yaşadığı hastalık sebebiyle bir delile ihtiyaç duyabilir. Fakat söz konusu hastalıktan kurtulacak olsa hiçbir delile ihtiyaç hissetmez.

Şurası kesindir ki istidlâl, yani akla dayanarak yapılan çıkarım alanı çok dardır. Delil ve fikir yoluyla yakîn elde etmek çok zordur. Dolayısıyla yakîn derecesinde bir imana erişmek için kalbî hastalıklardan kurtulmak kaçınılmazdır. Tıpkı şekerin tatlı olduğu konusunda yakîn sağlamak için safra hastalığının giderilmesinin, şekerin tatlı olduğuna dair delil getirmekten daha öncelikli olması gibi… Maruz kaldığı safra hastalığı sebebiyle içinde şekerin acılığını hisseden bu kimse delillerle şekerin tatlı olduğunu nasıl anlayabilir ki! Üzerinde konuştuğumuz konuda da durum böyledir.

Yazının devamı Semerkand Dergisi Nisan 2018 sayısında.