Mucize ile Keramet Arasındaki Fark

İmdi malum olsun ki, mucizenin sırrı izhar, kerametin sırrı kitmandır. Yani mucizede aslolan açıklamak, keramette aslolan ise saklı tutmaktır. Mucizenin semeresi başkalarına aittir, keramet ise sahibine hastır. Mucizenin sahibi, elinde zuhur eden harikulâde hadisenin mucize olduğunu kesinlikle bilir. Fakat velî, kendisinden zuhur eden harikulâde hadisenin keramet mi yoksa istidraç mı olduğuna katiyetle hükmedemez. Bir de mucize sahibi Şeriat’ta tasarrufta bulunur. Şeriat’ın ret ve kabul ettiği hususların tertibinde Allah’ın emri ile konuşur. Halbuki keramet sahibi için teslimiyet göstermekten ve hükümleri kabul etmekten başka bir yol yoktur. Velînin kerameti, hiçbir şekilde nebînin şeriatının hükmüne aykırı olmaz.

Biri çıkıp şöyle diyebilir: Sen, mucizenin olağanüstü bir şey olduğunu ve nebînin doğruluğuna ve samimiyetine dalalet ettiğini söylüyorsun. Durum bu olunca bu şeyler nebîlerden başkası için caiz olmaz. Şayet velîlerin de harikulade halleri olursa, bu hep olagelen ve sıradan bir şey olur. Kerameti kabul ve ispat etmek, mucizeyi ispat için ortaya attığın delilin kendisini iptal eder.

Biz diyoruz ki: Bu iş, senin düşündüğün şeklin aksinedir. Zira i’caz (mucizeyle kabul etmekten başka yol bırakmama, aciz düşürme) halkın âdetlerine zıt olur. Kerametin ortaya koyduğu delil, mucizenin gösterdiği delilin aynısıdır ve hiç şüphesiz bu ikisi çelişmez.

Ali Kaya’nın hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Nisan 2018 sayısında.