Sözler ve İzler

Konuşmalarımızın, dilimizden dökülen sözlerin de bir “amel” yani bir iş olduğunu yeri geldikçe vurguluyoruz dergimizde. İmanın bir sözün dile gelmesiyle, Allah Tealâ’nın “misâk-ı azîm” yani “ağır sözleşme” diye vasıflandırdığı nikâhın sözle gerçekleştiğini, küfre genel olarak sözle düşüldüğünü hatırlatıyoruz.

Fakat her türden sözlerin seslerin bütün hayatı işgal ettiği, artık sessizliğin mahkûm edilip kovulduğu bu çağda sözün büyüklüğü, ağırlığı silinip gitti gözümüzde. Türkçede söz dediğimiz şeyin Arapçada ve bizim klasik dilimizde “kelâm”; kelâmın da kök anlamının “yaralamak” olduğunu hatırlamak bir işe yarar mı acaba?

Sözlerimiz bir şeyleri yaralıyor yani iyi ya da kötü bir iz, bir etki bırakıyor ve öyle iddia edildiği gibi uçup gitmiyor. Hepsi kayda giriyor. Hepsi kendi kalp ve zihin dünyamızda hem de muhatabımızda büyük küçük izler bırakıyor. Plakların, DVD’lerin üzerindeki  izler gibi. Sonra ortaya çıkan gürültüye kendimiz tahammül edemiyoruz ama hoyratça izler bırakmaya devam ediyoruz.

Eğer bir temizliğe girişeceksek sözlerimizle başlamalıyız. Yalanı, gıybeti, iftirayı, çirkin, incitici ve boş sözleri ayıklayıp çöpe süpürmeliyiz. O zaman, her namaz bitiminde omuzlarımız üzerindeki o kerim kayıt meleklerine selam verirken yüzümüzde belli belirsiz bir tebessüm belirecek belki. Dilimiz güzelleştiği vakit kalplerimizdeki eğrilikler düzelecek. Ya hayır söyleyen ya da susan mümin huylu, melek huylu güzel insanlara dönüşeceğiz.

Bu maneviyat mevsiminde böyle bir bahar temizliğine davet ediyoruz. Özellikle, maddeler halinde sıraladığımız Mukaddes Kitabımız’ın söz söylemeyle ilgili talimatlarını bellemeyi ısrarla tavsiye ediyoruz.

Bu ay içinde idrak edeceğimiz Miraç ve Berat kandilimizi, ayrıca mübarek Şaban ayımızı tebrik ederiz.

Mayıs sayımızda buluşmak üzere inşallah…

Sabahattin AYDIN