Nereye Baksak?

Tarihimizin hiçbir dönemine benzemeyen bir devirde yaşıyoruz. Bu bir savrulma devri desek acaba abartmış mı oluruz? Taşıdığımız emaneti, riayetsizlikten titrediğimiz ahlâkı, alâmet-i fârikamız olan muhabbeti, o dillere destan edebimizi üstümüzden atmak ister gibi bir halimiz var. Sanki dünyanın süsü bize yetiyor ve o sadece bizim etrafımızda dönüyor.

Ramazan-ı Şerif’e tevafuk eden bir sayıya böyle başlamak nahoş görülebilir. Fakat bu ay pek çok hususiyetinin yanında aynı zamanda muhasebe vakti değil midir? Bu muhasebeye “beni sevk ve idare eden hakiki etken acaba nedir” gibi esaslı bir soruyla başlamaya sanırım kimsenin itirazı olmaz.

Evde, işte, yolda, çarşıda pazarda “sadece ve bir tek ben varım, kalan her şey teferruat” görüntüsü veriyorsak, iki hususta başımız dertte demektir.

Birincisi, dindarlığın en genel tarifi, dinin ruhuna ve hükümlerine göre yaşamaktır. Eğer hayatın merkezine kendimizi koyuyorsak dindarlığımızda hayatî bir arıza var demektir.

İkincisi, bu anlayış ve tavır, en kaba, en ilkel haliyle nefsaniyettir ve Şeyh Abdullah Dehlevî k.s.’nin buyurduğu üzere, nefsaniyetin olduğu yer cehennemdir. Üstelik sadece başkaları için değil, aynı zamanda kendimiz için…

Ramazan-ı Şerif’in rahmeti, bereketi, muhabbeti ebediyetle irtibatlı temiz, engin gönüllere iner. Öyleyse bu mübarek aydaki açlığımız, çabalarımız âdetten öte bir mana taşıyacaksa, ibadetin hakikatine nüfuz etmeyi düşünüyorsak, gözümüzü bir an dışarıdan ayırıp kendi iç âlemimize bakma cesaretini göstermemiz yani kendimizle yüzleşmemiz gerekiyor. “Beni kim, ne yönetiyor, ne yönlendiriyor” sorusunun cevabı bu yüzleşmede saklı.

Aksi takdirde Ramazan-ı Şerifler, Kadir geceleri, rahmet-i ilâhî yanımızdan esip gidecek, biz o kazık nefsimizle baş başa kalakalacağız. Allah muhafaza…

Vaktiniz hayrolsun, nice hayırlara vesile olsun. Haziran sayımızda buluşmak üzere inşallah…

Sabahattin AYDIN