Ali YURTGEZEN • Şubat 2010 - 134.Sayı
Aralarındaki kardeşlik ve dostluğun dünya işleriyle gölgelenmediği zamanlarda, müminler birbirlerini arar sorar, türlü vesilelerle sık sık ziyaret ederlerdi. Sıla-i rahimde bulunmak ihmal edilemez bir vazifeydi onlar için. Sırf Allah Tealâ’nın rızasını kazanmak ümidiyle bir arada olmayı istediklerinden, gelen hoş gelir, safa getirir; hoşluk ve safa bulurdu. ...
Ahmet BİRLER • Şubat 2010 - 134.Sayı
Ehl-i tasavvuf doğrudan anlatmaktan çekinmekle dolaylı anlatma yoluna ulaşmıştır. Doğrudan söylemenin getirdiği kısıtlamalardan kaçınmış, dolaylı anlatımın temin ettiği çağrışım zenginliğinden yararlanmıştır. Bu yüzden ehl-i tasavvufun üslubu her makamın ehline ayrı ayrı konuşmuş, her muhatap kabına göre ondan faydalanmıştır....
Hüseyin KAYA • Şubat 2010 - 134.Sayı
Boşunadır ilkokul sınıflarımızın duvarlarını süsleyen mevsim şeritleri. Boşunadır her tahtaya kaldırıldığımızda dört mevsimi peş peşe ezberden sıralamamız, sırf bu yüzden aferinler almamız....
Saadettin ACAR • Şubat 2010 - 134.Sayı
Bir hayat düşünün ki, hiçbir anı bir öncekinden eksik kalmasın. Bir hayat ki gönlünü ona açanlara her günüyle armağanlar sunsun. Ve bir hayat ki kelimenin tüm anlamlarıyla mükemmel olsun. İşte bu, ancak O’nun hayatıdır....