Kısa Kısaİsrail’in yeni başbakanı Netenyahu, Obama ile görüştü. Netenyahu, iki devlet formülüne, yani Filistinlilerin bağımsız bir devlete sahip olmasına karşı çıkıyor. Obama’nın Netenyahu’ya verdiği ilk mesaj şu oldu: İki-devletli formülü kabul et. Obama’nın ikinci mesajı, Yahudi yerleşimciler için toprak hırsızlığının durdurulması idi. Biz her iki konuda da Netenyahu’nun somut bir adım atacağını beklemiyoruz. Böylece Amerikan ve İsrail yönetimleri arasında ilk defa bu kadar açık-seçik ve net bir görüş ayrılığı başgöstermiş durumda. Obama’nın bu süreci nasıl yöneteceği, Ortadoğu barışı konusunda kararlı olup olmadığını da gösterecek.***Geçtiğimiz ay Kafkaslarda heyecanlı günler yaşandı. Türkiye-Ermenistan normalleşmesi, bir Rusya-Azerbaycan operasyonuyla akamete uğratıldı. “İki devlet, tek millet” diyen Türkiye ve Azerbaycan, neredeyse karşı karşıya geldi. Şimdi süreç kısmen kilitlenmiş durumda. Çünkü Türk-Ermeni normalleşmesi, Ermenistan’ın işgal ettiği Karabağ bölgesinden çekilmesine bağlı. Ermeniler bu konuda adım atmadan Türkiye de adım atmayacağını açıkladı. Bütün bu süreçte Azerilerin tutumu düşündürücü. Karabağ sorununu çözmek için on beş yıldır hiç bir şey yapmayan Azerilerin bir anda şahin kesilmesi, dikkat çekici. Bu işin arkasında Rusya’nın olduğu muhakkak. Bakalım bundan sonra Kafkaslardaki Rus ruleti nasıl dönecek.***Bu ay İran’da başkanlık seçimi var. Şu ana kadar öne çıkan adaylara bakıldığında Ahmedinecat’ın yeniden seçileceğine kesin gözüyle bakılıyor. Demek ki İran derin devleti, mevcut başkanından memnun. Ahmedincat’ın seçilmesini garantiye alan en önemli mekanizma, aday tespit sistemi. Kimin nereden aday olup olmayacağına, bir yüksek konsey karar veriyor. “İran tarzı demokrasi”, bundan sonra başlıyor. Yani konsey ne kadar izin verirse, o kadar temsil hakkı. Öte yandan İsrail lobisi, İran üzerindeki baskıları arttırmaya çalışıyor. İsrail’in bölgede hep somut bir düşmana ihtiyacı olduğu için, bütün dikkatini şimdi İran’a yöneltmiş durumda. Bakalım Obama yönetimi, İsrail’e dur diyebilecek ve İran meselesini bir krize dönüşmeden yönetebilecek mi?***Gazetede bir başlık: “Diyarbakır’da çocuk olmak kolay değil”. Çok doğru. Terör, korku, şiddet, yoksulluk, yoksunluk ve umutsuzluk arasına sıkışıp kalmış bir çocuk düşünebiliyor musunuz? İnsan fıtratına bundan daha büyük ihanet olur mu? Fakat sadece Diyarbakır’da değil sorunlu çocuklar. İlgisizliğin, sevgisizliğin, merhametin olmadığı her yerde var bu sorun. Mevlâ’nın bize emaneti olan çocuklarımıza ne kadar sahip çıkıyoruz? Onların maddi ve manevi selameti için gerçekten gayret gösteriyor muyuz? Çocukların o masumiyetinin ne kadar büyük bir nimet olduğunu bir kavrayabilsek, belki bunların hiç birini konuşmamıza gerek bile kalmayacak.