İnsanlığın Vicdanı

Gittikçe vahşileşen dünyada çocukların hali can yakıyor. Teknolojik ilerlemeye ahlâkî gerileme eşlik edince, evet, dünya gittikçe vahşileşiyor. Bu vahşetin ilk kurbanları da ne yazık ki masum çocuklar oluyor.

Yalnızlaşma, anlam yitimi, tatminsizlik, güvensizlik, her türden suistimale açık hale gelmek nesillerimizin masumiyetini çalıyor. Hastalıklı haz kültürünün esiri yapıyor. Bütün bunlar, sözüm ona büyük ilerlemenin, yeni hayatın tabii karşılamamız beklenen yan etkileri. Ama ille de bugünün ahlâksız savaşları ve bu savaşların mağduru çocuklar…

Hiç kuşku yok, eskiden de savaşlar, bu savaşların mağdurları vardı. Ama bir anda koca şehirleri harabeye çeviren, çoluk çocuk binlerce insanı ayırt etmeden öldüren silahlar yoktu. Eskiden de ebeveyn ölür ya da dağılır ama mağduriyetleri telafi edecek, sabilere sahip çıkacak büyük, geniş aile yapısıyla toplum dokusu vardı. Şimdi yok.

İnsanlığın başına bela olan Batılı ve bâtıl anlayışta, o anlayışın kurduğu dünya düzeninde tabii ki merhamet bulunmaz. Ama biz nerede duruyoruz, her daim “esirgeyen” sıfatına iltica ettiğimiz Rabbimizin bizim için seçtiği kimliğe sadakatimiz ne durumda, bunu sorgulamamız gerekiyor. Özellikle de İslâm coğrafyasının büyük kısmının yakılıp yıkıldığı şu dönemde.

Hangisini sayalım? Suriye, Irak, Filistin, Yemen, Libya, Arakan, Doğu Türkistan, Afrika’nın pek çok müslüman beldesi… Biz bir yandan “gecenin en karanlık anı sabaha en yakın zamandır” diye ümitlerimizi diri tutarken, diğer yandan başkalarının ne yaptığına bakmadan mağdurlarımıza sahip çıkmak, muhacirlerimize Ensar olmak, yetimlerimize kol kanat germek zorundayız. Bu çetin imtihandan ancak böyle çıkabilir, acımızı ancak böyle hafifletebiliriz.

İşin ilginç yanı adeta öğrenilmemiş, kendiliğinden kalbe düşmüş bir bilgiyle mağdurlar, mazlumlar da bunu biliyor, bize geliyor, bizden bekliyor. Tamam, biz eski biz değiliz belki, zamane rüzgârı bizi de zehirledi. Mahallemiz “yerleşke” oldu, büyük merhametin tahsil edildiği büyük ailemizi apartman dairesine kurban verdik, çınarı çekirdeğe değiştik.

Ama bize gelenleri getiren o öğrenilmemiş bilgi şükür ki halen bizde de mevcut: “Kapına gelene yardım et, su isteyene yemek ver, mazlumun yanında dur, yetime anne baba ol.” Bu bilgi bizim vicdanımız, insanlığımız, adamlığımız. Dileriz hep bizde kalsın.

Mevlid kandilinizi tebrik ederiz. Aralık sayımızda buluşmak üzere inşallah.

Sabahattin AYDIN