Kader ve Karakter

unutmak

Karakter ve kader ilişkisi, eski çağlardan bugüne bir mesele olarak ilahiyatçıları, düşünürleri, edebiyatçıları meşgul etmiştir. Nihayet “Karakter mi kaderdir, yoksa kader mi karakterdir bilinmez.” formülünde ifadesini bulan bir muamma olarak ortada bırakılmıştır.

Fakat bizce hiç de muğlak olmayan bir husus var ki, o da tıpkı tek tek her birimiz gibi milletlerin de karakteri ile kaderi arasında bir münasebet bulunduğudur.

Bunları dile getirmemizin sebebi, bundan yüz yıl önce Osmanlı’da milletin gayret-i diniyesine hitap eden yayınlar, bizim bu sayıda ayın konusuna attığımıza benzer başlıklar atıyor, neredeyse bire bir aynı mesajı veriyordu.

Muhtemelen ondan yüz sene önce, ondan da yüz sene önce hocaefendiler aynı muhtevada vaazlar, dersler veriyordu. Tarih daima tekerrür ediyor, yine yerini yurdunu terk etmek zorunda bırakılmış, can havliyle buralara sığınmış biçarelere “Ensar” olmayı tavsiye ediyordu. Demek ki Ensar karakterli milletin her daim muhacirleri oluyor.

Fakat bir mesele var ki, milletimizin belki sayısı az ama gürültüsü hayli fazla bir kesimi kendi kimliğini ret hastalığının bir etkisi olarak Ensar olmayı da ret ediyor. Bu gürültünün etkisiyle olsa gerek, iyi niyetinden emin olduğumuz pek çok kardeşimiz de muhacirden rahatsızlık emareleri gösteriyor.

Dünyanın neresinde olursa olsun müslümanın kapısı da gönlü de darda kalana açıktır. Bu onun imanının gereğidir. Ama özellikle bu toprakların Ensar karakterli insanına başka tavır yakışmaz.

Şimdi bir de buralara kadar gelemeyecek uzakta, Arakan’da biçare kardeşlerimiz var. Putperest mezaliminden kurtuluş yolu arıyorlar. Tasvire gerek yok, can pazarındalar. Niyet Ensar olmaya devamsa onlara el uzatmanın yolları var. Ne olur ihmal etmeyelim.

Kasım sayımızda buluşmak üzere inşallah.

Sabahattin AYDIN