Görüş Bildir

Tavan Arası

Kitaplar Arasında

II. Abdülhamid Han’ın ingiltere’ye Cevabı

Tarihimiz hemen yanı başımızda duruyor. Mimarîsiyle, kütüphaneleriyle, arşivleriyle… Diğer taraftan, tarihi yaşamaya devam ettiğimiz için tarih yanı başımızda diyoruz. Ülke olarak yahut içinde bulunduğumuz bölge olarak bitmez tükenmez savaşlara, entrikalara şahit oluyoruz. Bir yanda Batı, diğer yanda onların taşeronluğunu yapanlar... İslâm dünyasındaki her bir olay, her oluşum Batı’da yankı buluyor, bir ağızdan tavır alıyorlar, kendi çıkarları doğrultusunda propaganda yürütüyorlar. Osmanlı’nın son asrı, bütün tezahürleriyle bu çatışmanın ibretli bir sahnesi. Günümüzde de ülkemizin Batılı emperyalistlere karşı nasıl mücadele ettiğini, İslâm dünyasında hakkı savunan bir ses haline geldiğini görüyoruz. Yakın tarihimizin çok önemli bir şahsiyeti var ki bütün hayatı Batı’nın etrikalarıyla mücadeleye adanmış. Tahmin edeceğiniz üzere İkinci Abdülhamid Han’dan söz ediyoruz. Onun dirayetini, metanetini, duruşunu ve mücadelesini belgelerin yanı sıra dönemin şahitlerinin hatıratlarından ve yazışmalarından okuyabiliriz. Bu belgeler ve hatıralar devir değişse de asıl hikâyenin değişmediğini anlatır. Mesela Prof. Dr. Vahdettin Engin’in Bir Devrin Son Sultanı II. Abdülhamid adlı eserini okurken birden kendimizi günümüz olaylarının içinde hissederiz. Çünkü tarih devam ediyor, ibret alınmadığında da tekrar ediyor.

Gelin, günümüzde de sürekli baskıya maruz kaldığımız Ermeni meselesine ve Batı’nın tazyikine Abdülhamid Han nasıl cevap vermiş, bir bakalım. 1894 yılında Ermeniler, Taluri’de (Erzurum) isyan ederler. İsyan Şeyh Şamil hazretlerinin torunlarından Mehmed Zeki Paşa tarafından bastırılır. İngiltere müdahale şeklini beğenmez, komutanın değiştirilmesini ister. Buna padişahın cevabı sert olur:

“Bir memlekette eşkıyalık yapmaya kalkan kişiler olmuşsa onların tenkil (başka yere nakil) ve terbiye edilmesinden daha tabii ve lüzumlu bir şey yoktur. Hal böyle iken İngiltere’nin ‘isyan eden Ermenilerin dağıtılması lazımsa’ gibi bir dil kullanmış olması hayretle karşılanmıştır. Bu konuda 4. Ordu Komutanı Zeki Paşa’ya verilen emir açıktır. Taluri’de Ermeniler isyan etmişler, müslüman köylerini basıp yakmışlar, ileri gelen müslümanları katletmişler, müslüman bir kızı dağa kaldırıp her türlü rezilliği yapmışlardır. Zeki Paşa’nın görevi, hiçbir kanun ve nizam tanımadan bu cürümleri işleyen canileri yakalayıp cezalandırmaktır. Zeki Paşa da aldığı emir doğrultusunda bölgeye hareket etmiştir. İngiltere şunu bilmelidir. Bir memlekette eşkıyalık zuhur etmişse, onların üzerine gönderilecek kuvvetlerin komutasının kimin tarafından yerine getirileceğini belirlemek o devletin işidir. Yabancı bir ülkenin, ‘mutedil bir komutan tayin edin’ gibi garabet bir istekte bulunmaya hak ve salahiyeti yoktur. Burada aranacak özellik komutanın mutedil olması değil, üzerine aldığı görevi layıkıyla yapıp yapamayacağıdır. Hamidiye Hafif Süvari Alaylarına gelince; bu alaylar Osmanlı askeri sınıfından olup kendilerine sancak verilmiştir. Bu alaylar 4. Ordu’nun idaresi altındadır. Bir intizam dâhilinde talim yaparlar ve diğer Osmanlı askerî kuvvetlerinden bir farkları yoktur. Bunların subayları arasında muvazzaf Osmanlı subayları vardır. Burada yapılan, asayişin sağlanması için üç Hamidiye Alayı ile diğer 4. Ordu mensuplarının bölgeye gönderilmesidir. Askerî harekât sırasında eşkıya üzerine nizamiye askeri sevk edilir. Hamidiye Alayları da bölgedeki asayişin sağlanması görevini yerine getirir. İngiltere bunu böyle bilsin.”

“Vahdettin Engin, Bir Devrin Son Sultanı II. Abdülhamid Han, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2017, s. 162-163.)

Latifeler

Nüktedan Sultan ve Vezirler

Latife kitaplarında, sultanların, vezirlerin ve başka devlet ricalinin hazırcevaplıklarına, nükteli sözlerine çokça rastlanır. Özellikle söz erbabı olanları az sözle taşı gediğine koyuvermişlerdir.

Terzi Devlet İşine, Vezir Dikişe

Padişahlardan birinin terzi başısı, idarî işlere dair bir lahika (risale) yazarak sultana takdim eder. Bunun üzerine padişah, yakınlarından birine şöyle der:

– Bizim terzi başı devlet işleriyle meşgul. Git, vezire söyle de gelsin, bana bir kat elbise diksin!

İkisi de Haklı Olabilir mi?

Bir kadıya sormuşlar:

– Davayı nasıl ayırırsınız?

– Haklıyı haklı, haksızı haksız çıkararak.

– Ya ikisi de haklı olursa ne yaparsınız?

Kadı cevabı yapıştırmış:

– Vallahi, ben bunca yıldır kadılık ederim, daha iki haklının mahkeme kapısından içeri girdiğini görmedim.

Hepsini Niye Bana Verdiniz?

Sultan II. Murad bir gün ava giderken yolda derviş kılığına girmiş birkaç sahtekâr küstahça bir tavırla şöyle derler:

– Padişahım! Bu memleketleri sana biz alıverdik. Bu hizmetimiz karşılığında bari bize mamurca bir köy olsun ihsan et de, sayende güzel güzel geçinip dua edelim.

Padişah adamlara dönüp şu cevabı vermiş:

– Behey ahmaklar! Mademki bu memleketleri bize siz alıvermişsiniz, niçin o zaman beğendiklerinizi kendinize ayırmadınız da hepsini bana verdiniz?

Hikmet Ehlinden

Yalancı dünyaya aldanma yâ hû
Bu dernek dağılır divan eğlenmez.
İki kapılı bir viranedir bu
Bunda konan göçer mihmân eğlenmez.

Bakma bunun karasına ağına
Gönül verme bostanına bağına
Benzer hemân oğlan oyuncağına
Bunda aklı olan insan eğlenmez.

Doğrusuna gidegör bu yolların
Geçegör sarpını yüce bellerin
Dünya zindanıdır mümin kulların
Zindanda olan kul âsân eğlenmez.

Sen ey gâfil ne sandın rûzigârı
Durur mu anladın taze baharı
Yükün yeynildegör evvelden bari
Yoksa yolcu gider kervan eğlenmez.

Varın nisâr eyle Mevlâ yoluna
Bunda ne eylersen orda buluna
Bir gün sefer düşer berzah iline
Otağı kalkıcak sultan eğlenmez.

Ömür tamam olup defter dürülür
Sırat köprüsü ve mizân kurulur
Hakk’ın dergâhına kullar derilir
Buyruğu tutulur ferman eğlenmez.

Hüdâyî n’oldu bu denli peygamber
Ebu Bekr ü Ömer, Osman u Hayder
Hani Habibullah Sıddık-ı Ekber
Bunda gelen gider bir cân eğlenmez.

Aziz Mahmud Hüdayî k.s.

Mihman: Misafir.
Âsân: Kolay, rahat.
Yeynildegör: Hafiflet.
Nisâr eyle: Dök, akıt, infak et.
Kalkıcak: Kalkınca.



Semerkand Dergi Logo